‘Özerk yönetimin sadece İsviçre’de değil, Fransa, Almanya, İsveç ve Benelüks gibi diğer Avrupa ülkelerinde ofisleri var.’

 Rojava Yönetimi’nin İsviçre’de temsilcilik açması Ankara ile İsviçre’nin ilişkilerini gerdi. Cenevre Rojava için çok önemli bir başkent çünkü Türkiye’nin baskısı sonucu Kürt Yönetimin taraf olamadığı BM “Barış Görüşmeleri” burada yürütülüyor. Swissinfo sitesi, okurlarını Suriye ve Kürt meselesi hakkında aydınlatmak için bir analiz yayınladı. Geniş bir özetini paylaşıyoruz:

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’nin Cenevre’de temsilcilik açması, Türkiye ile İsviçre arasında diplomatik bir krize yol açtı.

Rojava’nın İsviçre Temsilcisi Hikmet İbrahim’e göre, temsilciliğin temel amacı “özellikle Suriye krizini çözmek için Cenevre’de düzenlenen konferanslarla ilgili olarak İsviçreli aktörlerle ilişkileri güçlendirmek”. 

İbrahim, bu girişimin Avrupa’da ilk olmadığını da ekliyor: “Özerk yönetimin sadece İsviçre’de değil, Fransa, Almanya, İsveç ve Benelüks gibi diğer Avrupa ülkelerinde ofisleri var.”

Temsilciliğin açılması bir dizi hukuki ve diplomatik tartışmayı da beraberinde getirdi. Herhangi bir devlet tarafından tanınmayan bölgesel bir varlığın “temsili” gerçekte ne anlama gelir? Bölge, Suriye iç savaşı sırasında 2012 yılında özerkliğini kazandı. Rojava Yönetimi ise 2018 yılında kuruldu. Nüfusu 4-5 milyon arasında olduğu tahmin edilen bölgede çoğunlukla Kürtler, aynı zamanda Araplar, Asuriler, Hıristiyanlar, Türkmenler ve Yezidiler yaşıyor ve Rojava, Suriye topraklarının neredeyse yüzde 30’unu kapsıyor. 

Ordusu, Suriye Demokratik Güçleri (QSD) aracılığıyla ABD ve uluslararası koalisyonla yakın askeri işbirliğini sürdürüyor.

BİNLERCE AVRUPALI ESİR VAR

Suriye Demokratik Güçleri, 2019’da IŞİD’in yenilmesine büyük katkıda bulunduktan sonra, IŞİD mensubu binlerce kişiyle baş başa kaldı. Rojava’da Avrupa ülkelerinin belki kadın ve çocuklar dışında geri almayı reddettiği binlerce Avrupalı esir var.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün yayınladığı bir rapora göre, mülteci kamplarında toplam 58 milleti temsil eden, 14-17 yaşları arasındaki yaklaşık 63 bin 400 kadın ve çocuk, 10 bin erkek bulunuyor.

Özerk yönetim, ofisleri ile kademeli olarak İsviçre, Avrupa ülkeleri, BM ve “Uluslararası Cenevre” diye adlandırılan süreç için bir temas noktası olarak tanınmayı hedefliyor.

Neuchâtel Üniversitesi’nde profesör olan ve Kürt sorunu konusunda uzman olan Jordi Tejel, “Iraklı Kürtlerin 1990’lardan beri izledikleri stratejinin aynısını izliyorlar” yorumu yapıyor.

“Kürtler Bern’de bir tür konsolosluk oluşturdular, burada vize bile verdiler. Adını söylemeyen ama bir gerçeklik yaratan şeyler bunlar. Ama bence bu sefer amaç bir devlet olarak tanınmaktan çok seslerinin duyulmasını sağlamak. Çünkü bir devlet değiller…”

İSVİÇRE YASALARINA AYKIRI DEĞİL

İsviçre hükümeti, Türkiye ile diplomatik ilişkilerin bozulmasını önlemek için, ofisin diplomatik bir misyon olmadığını, İsviçre Medeni Hukuku’na göre kurulmuş bir dernek olduğunu açıkça belirtiyor. Bu tür dernekler İsviçre yasalarına aykırı amaçları olmadığı sürece, sadece birkaç yasal kısıtlamayla karşı karşıya bulunuyor.
Ancak bu gerçek Türkiye’nin öfkesini engellemiyor.. Özerk Yönetim sadece Kürtlerden oluşmasa da, Kürt Demokratik Birlik Partisi (PYD) yönetiminde ağırlıklı. Ankara’ya göre bu parti, esas olarak Türkiye’de, aynı zamanda Suriye, İran ve Irak’ta da faaliyet gösteren ve Türkiye ve diğer birçok ülkenin terör örgütü olarak gördüğü silahlı bir Kürt siyasi örgütü olan Kürdistan İşçi Partisi’ne (PKK) yakındır. Ancak İsviçre, PKK’yı terör örgütü olarak görmüyor.

Cenevre’de kurulu sivil toplum örgütü “Fight for Humanity”nin kurucu ortağı ve eş direktörü Mehmet Balcı, “Türkiye, YPG’nin üyesi olduğu Suriye Demokratik Güçlerini tanımayı reddediyor. Bölgede insan hakları ve insancıl hukuku teşvik eden İsviçre’yi PKK’yi ve terörü desteklemekle suçluyor ama gerçek bundan tamamen farklı” yorumu yapıyor.

Bu arada Birleşmiş Milletler, Türkiye’nin muhalefeti nedeniyle Rojava Yönetimi’nin müzakere masasına oturmasına izin vermiyor.

Cenevre Üniversitesi’nde uluslararası hukuk profesörü Marco Sassoli, “Bu mutlak bir skandal” diyor: “Rojava Yönetimi devlet aktörlerinin en iyi davranış biçimine sahip olanlarından birisi. Çok iyi organizeler ve istikrarlı bir  yönetime sahipler. Rojava Yönetimi, savaş esirlerini yargılamak ve onları açlıktan ölmelerine izin vermeden alıkoymak için büyük çaba sarf etti. Bildiğim kadarıyla esirlere diğerlerinden daha iyi davranıyorlar.”

Rojava, bir yönetim olarak sağlıktan eğitime, savunmadan dış ilişkilere kadar farklı alanları yönetiyor.. Ayrıca üniversiteleri, 700 binden fazla öğrencinin olduğu bir eğitim sistemleri, düzinelerce hastanesi, belediyeleri var. Çok sayıda hapishaneyi denetliyor ve adalet sistemini yönetiyor.

Profesör Sassoli, “Burada ya da orada, bu insanlarla tartışmamız gerekiyor çünkü İsviçre’nin geri almak istemediği İsviçre vatandaşlarını alıkoyuyorlar” diyor. İsviçre istihbaratına göre, yaklaşık 20 İsviçre vatandaşı halen Suriye ve Irak’ta bulunuyor.

‘KÜRTLERİN KENDİ KADERİNİ TAYİN ETME SORUNU’

Sassoli, “Hukuki açıdan çok hassas bir konu çünkü bir devlet tarafından yargılanırlarsa cezalarını çekmek üzere İsviçre’ye nakledilebilirler. Ancak Rojava gibi devlet dışı bir aktör tarafından işletilen bir mahkeme tarafından yargılanırlar ve İsviçre’ye iade edilirlerse, cezaları İsviçre yasalarına göre tanınmadığı için serbest bırakılmalarını talep edebilirler” yorumu yapıyor ve ekliyor:

“Bunun arka planı, bir gün ele alınması gereken ve mutlaka bağımsız bir devlet anlamına gelmeyen Kürtlerin kendi kaderini tayin etme sorunudur.”

%d blogcu bunu beğendi: