Diyarbakır T Tipi Cezaevi’nde gardiyanların şiddetine maruz kalan tutuklular, “Buranın Allah’ı da peygamberi de benim” şeklinde tehdit edildiklerini, ayakta sayım dayatıldığını ve infaz yakmayla tehdit edildiklerini aktardı. 

Diyarbakır Barosu, İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), 16 Şubat’ta açıkladığı raporla Diyarbakır 3 Nolu T Tipi Kapalı Cezaevi’nde bazı tutukluların işkence, tehdit ve kötü muameleye maruz kaldığını açıkladı. Açıklama sonrası sorumlular hakkında Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunuldu. Bir bölümü açıklanan raporun tamamında yer verilen tutukluların anlatımları, Binbaşı Esat Oktay Yıldıran’ın geçmişte Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nin yaptığı insanlık dışı uygulamaları anımsattı.

SALDIRININ BAŞLANGICI

Cezaevi ziyaretinde görüşme gerçekleştiren 7 tutukludan biri olan Emre Can Ergün, kendilerinden önce de 9 kişinin benzer şekilde uygulamalara maruz kaldıklarını anlattı. Yapılan suç duyurularının takipsizlikle sonuçlandığını aktaran Ergün, “Gardiyanların ve idarenin tahrik edici uygulamaları var. Onlara tepki gösterip, karşı koyunca ya da sormaya, konuşmaya başlayınca bize işkence yapıyorlar. 31 Ocak günü odaya gardiyanlar geldi. Serğebun (Tutuklu), baş efendiyle görüşmeye gitti. Bir süre sonra gardiyanlar bize ‘Serğebun ile Fırat’ın eşyalarını toplayın odaları değişecek’ dedi. Biz de başgardiyanı çağırdık. 30- 40 gardiyan geldi. Derdimizi anlatmaya çalışırken, robokoplar içeri girdiler. Onlar Fırat’a ‘çık dışarı’ dediler, biz de çıkmasın diyorduk ve olay bu şekilde büyüdü” dedi.

SÜNGERLİ ODA

Tek tek koğuşlardan çıkarıldıklarını ifade eden Ergün,”4 gardiyan sırtımıza çıktı. Fiziki saldırıya maruz kaldık. Ters kelepçeleyip, yüz üstü yatırdılar. Her şey kamera önünde yaşandı. Ardında bizi akvaryuma aldılar. Burada da Uğur ve Cihan isimli baş efendiler tarafından darp edildik. Yüzüme 15-20 yumruk atan kişi Cihan’dı. Revire götürüldüm, tüm izlerimi doktora gösterdim ve not aldı. Revirden çıkarken de beni ters kelepçeleyerek, akvaryuma götürülme sırasında başgardiyan ‘bağırarak ve sürükleyerek götürün’ dedi. Benle Servet’i süngerli odaya aldılar. Servet’in her yeri kan içindeydi. Yaklaşık 3-4 saat süngerli odada kaldık. Hücrenin penceresinden dökülen sular içeri üstümüze geliyordu. Bu sebeple de ıslanıyorduk. Barış ve Heybet de 2 nolu odadalardı, onlar da aynı muameleyi gördü. Barış epilepsi hastasıdır ve ona karışmamalarını istedik. Ama üzerimize geldiler. Kıyafetlerimizi zorla çıkardılar. Süngerli odadan sonra beni ne revire ne de hastaneye götürmediler. Koğuşa götürmediler ve eşyalarım odada kalanlar toplayıp bana gönderdiler. Birçok eşyam orda kaldı” diye anlattı.

PLATİN TAKILI BACAĞA TEKME

Sağ bacağında 50 santimetrelik platin bulunmasına rağmen gardiyanların fiziki saldırısına uğradığını aktaran tutuklu Rıdvan Tonka, benzer şekilde gardiyanlar tarafından darp edildiğini ifade etti. Hastaneden rapor aldığını kaydeden Tonka, “Platin takılı olan sağ bacağıma sürekli tekme attılar, bacağımda şişme oldu. Atılan yumruklar yüzünden çenemde çok fazla ağrı oldu” dedi.

‘PLANLI’ SALDIRI

Tutuklulardan Servet Özçelik, hastane dönüşünde karantina odasına alındığını ve burada koronavirüs salgınına yakalananlarla temaslı olanlarla birlikte tutulduğunu paylaştı. Özçelik, yaşananlara dair şunları belirtti: “Bizi koğuştan alıp maltada yere yatırdılar. Bizi darp etmeye başladıkları esnada bir arkadaşa küfürler etmeye başladılar. Ben de dayanamayıp arkamı döndüm, tepki göstermeye çalıştım, bunun üzerine yine darp etmeye devam edildi. Daha sonra süngerli odaya götürdüler. Ellerimiz ters kelepçeli şekildeyken kıyafetlerimizi çıkardılar, şortla kaldım. Yere yatırdılar, dayak attılar. Burada 3 saatten fazla kaldık. Süngerli odadan sonra revire götürüldüm, rapor yazıldı.”

“Bu olayın planlı ve kasıtlı yapıldığını düşünüyorum” diyen Özçelik, olaydan 2-3 gün önce Veysi isimli memurla telefon üzerinden tartışma yaşadıklarını aktardı. Özçelik, “Benim telefon kartımdan 25 dakikam yenilmişti. Ben de telefoncuyu çağırdım. Kendisi de 6 saat sonra geldi. Ben tartışmayayım, sorun yaşanmasın diye de Serğebun telefoncu ile görüştü, ama onlar da tartıştı. Veysi tutanak tutmakla tehdit etti. Darp olayı da aslında bu tartışma sonrasında yaşandı. Sanki kin tutmuşlardı, intikam alma niyetiyle gelip sorun çıkarıp sonrasında da bizi darp ettiler.”

İNFAZ YAKMA TEHDİDİ

Abisi Serğebun’la aynı odada kaldığını ifade eden tutuklu Fırat Güzel, abisinin koğuştan çıkarılmak istenmesine tepki göstermesi üzerine “gel derdini başgardiyana anlat” şeklinde tehdit edildiğini ifade etti. Bunun üzerine “Cihan” adlı gardiyanın kendilerine saldırdığını dile getiren Güzel, “Burada benim borum öter, buranın Allah’ı da peygamberi de benim, sizi adam etmek için geldik, biz burada özeliz, buraya bakan biziz” şeklinde tehditlerin sürdüğünü söyledi. Güzel, “Ben daha önce sağ dizimden ameliyat oldum. Bunu belirtmeme rağmen bana karşı saldırı devam etti. Bu saldırı ve işkence akabinde koğuş arkadaşım Servet Özçelik’ le beraber 3-4 saat süngerli odada tutulduk. Geceleri insanların çığlıkları geliyor, sürekli işkence mevcut. 1. Müdür bu duruma göz yumuyor, gelen yaşlılara zulüm ediyorlar. Cihan (başgardiyan) ve Uğur (baş memur) mahpusları tutanaklarla ve infaz yakmakla tehdit ediyorlar” ifadelerini kullandı.

‘YÜZÜNDE İZ OLANI HASTANEYE YOLLAMA’

Gardiyanların fiziki saldırısı nedeniyle günlerce vücudunda ağrılar devam ettiğini ve yürümekte zorlandığını kaydeden Abdülaziz Tektaş, fiziki saldırının yanı sıra cinsiyetçi ve ırkçı küfürlere de maruz kaldıklarını söyledi. Tektaş, “Kürtleri terbiye etmeye geldik’ diyorlardı. Cihan adlı gardiyan, ‘doktora yüzlerinde iz olanları hastaneye yollama’ diyordu. Dediği gibi de yaptı. Epilepsi hastası koğuş arkadaşımı hastaneye yollamadı. Ayrıca Cihan ve Uğur, diğer gardiyanlara da gidin darp raporu alın diye zorluyorlardı. Biz kimseye dokunmadık, zaten ellerimiz arkadan kelepçeli idi. Hatta bir gardiyana arada başka gardiyan vurmuş. Ona iş kazası raporu verilmiş diye duydum. Beni hastaneye götüren askerler doktora işini yaptırmamaya çalıştı. ‘İsyan çıkarttı bunlar’ dedi. Doktor onları dışarı çıkarıp rapor verdi bana.

TEK SIRA SAYIM DAYATMASI

Haklarında tutanak tutulmakla tehdit edildiklerini ve sık sık sayım sırasında coplarla demir kapılara vurulduğunu dile getiren Tektaş, “Sabah akşam sayımında tek sıra halinde ayakta yapılıyor. Namaz kıldığımız yerlere basıyorlar, söylüyoruz ‘temizleyin’ diyorlar. Hastane sevklerinde sıkıntı var. Bizi karantina sonrası kendi koğuşlarımıza vermiyorlar. Bu olaylardan sonra cezaevi psikoloğuna gittim. Psikolog bana ‘başka mahpuslara kızıp sizi dövmüş olabilirler’ diyerek, olayın vehametini anlamadığını ve herhangi bir şekilde yardımcı olmadığını beyan etti” diye konuştu.

ŞİŞLİK VE MORARMA

Raporda, yapılan vücut incelemesinde Tektaş’ın kafasının arka tarafında şişlik, gözaltlarında hafif morarma, dudakta patlama, son diş ucunda kırılma, çenenin sol tarafında şişlik, sırtta şişlik ve sırt üst bölgesinde rengi açılmış mor ekimozlar tespit edildiği ifade edildi.

EPİLEPSİ HASTASI TUTUKLUYA ŞİDDET

Epilepsi hastalığı olmasına rağmen gardiyanların fiziki şiddetine maruz kaldığını aktaran Barış Avşar, cinsiyetçi küfürlere de maruz kaldığını ifade etti. Avşar, “Saldırı sırasında dişlerim dudaklarımı kestiğinden, dudağımdan kan geliyordu. Kan gözükmesin diye maske taktılar. Kameralara görünsün diye maskeme tükürdüm ve kafamı kameraya kaldırdım. Hastaneye götürülmedim. Şikayetçi olduğum takdirde tekrardan Tarsus’a göndermekle tehdit ettiler.” Raporda, tutuklunun psikolojik olarak kötü olduğu gözlemlendiği ve sürekli olarak cümle tekrarlaması yaptığı fark edildiği belirtildi.

SAVCIYLA GÖRÜŞE ENGEL

Kendi istemi dışında odası değiştirilmek istenen Serğebun Güzel, abisiyle aynı odada kalmak istediğini belirtti. Diğer tutuklularla benzer ifadeleri kullanan Güzel, “Beni geçici odaya aldılar. Geçici odaya kadar kamera var. Kirli, pislik içinde bir oda. 6-7 saatten fazla odada kaldım. Cezaevinde sürekli sorunlar var. Bir sorun olduğunda kimseyle görüşemiyoruz. Mesela savcı ile görüşmek için yazıyoruz, ancak savcı ile görüşemiyoruz. Bizi müdürle görüştürüyorlar. Müdür de her seferinde kızıp bağırıyor. Niye dilekçe yazdığımızı soruyorlar, ‘görüşemezsin’ diyor” şeklinde anlattı.

ÖNERİLER

Raporda, yer alan öneriler ise şöyle sıralandı:

“* Olayın ilk anından bu yana mahpuslar ve ailelerinin işkence ve kötü muamele iddialarına ilişkin olarak Savcılık makamı tarafından resen soruşturma başlatılmalıydı. Maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve faillerin tespiti açısından etkin bir adli soruşturma yürütülmelidir. Bu çerçevede işkence görenin/görgü tanıklarının beyanları alınmalı ve araştırılmalı; delillerin toplanması ve olası delillerin karartma eylemlerinin önüne geçilmelidir.

  • Sözleşmeler ve yasa maddeleri göz önüne alınarak işkence gören mahpusların maruz bırakıldığı işkence ve diğer kötü muamelenin tespitine dönük psikolojik rapor alınmalıdır.
  • Kamera kayıtları, görev listesi, işkence görenin/görgü tanıklarının anlatımları gözetilerek olayla ilgili kolluk görevlilerinin tespit ve teşhis işlemleri yapılmalı; tespit edilen şüpheliler, soruşturma tamamlanıncaya kadar açığa alınmalıdır.
  • Olayda yer alan infaz koruma memurları hakkında ivedilikle etkin ve şeffaf bir adli ve idari soruşturmanın yapılmalı, soruşturma sonucunun bütün detaylarıyla kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
  • Mahpuslara yönelik infaz koruma memurların haksız ve hukuka aykırı eylem ve işlemlere karşı adli ve idari makamlar; failleri koruma politikasını terk etmeli, cezasızlık politikasından vazgeçmelidir.
  • Mahpusların iletişim ve yazılı başvuruları konusunda yaşadıkları sorunların çözümü sağlanmalı, hapishanede yaşanılan olağanüstü durumlarda aile ve avukatlarına sağlıklı iletişim kurabilmelerinin koşulları oluşturulmalıdır.
  • İşkenceye maruz bırakılan mahpusların tedavi ve yaşam şartlarının iyileştirilmesi ile ilgili gerekli başvuruların yapılması gerekmektedir.
  • Mahpuslara ulusal ve uluslararası mevzuatın gereği olarak insan onuruna yaraşır bir muamele gösterilmelidir.
  • İnceleme yapan kurum üyeleri ve yetkilileri; hapishane rejimi, fiziki koşullar ve mahpuslara hukuka aykırı gerçekleştirilen muameleler hakkında etkili bir idari ve yargısal denetim sağlanması gerektiğini tespit etmiştir. İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı ya da Onur Kırıcı Muamele ya da Cezanın Önlenmesi Sözleşmesi Seçmeli Protokolüne uygun şekilde “bağımsız” ulusal denetim mekanizmalarının oluşturulması için hükümeti derhal gerekli çalışmaları başlatmaya davet etmektedir. Ayrıca Diyarbakır 3 Nolu T Tipi Hapishanesinde yaşanan hak ihlallerine karşı Adalet Bakanlığını ve TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonunu göreve davet ediyoruz.”

MA

%d blogcu bunu beğendi: