Kadın mücadelesinden tüm toplumsal muhalefetin güç aldığını belirten Gültan Kışanak, “Demokrasi İttifakı’dan çok daha geniş toplumsal bir potansiyele sahip Kadın İttifakı, toplumsal barış ittifakıdır” dedi.

30 Mart 2014 Yerel Seçimleri’nde Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı seçilen ve Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında 25 Ekim 2016 tarihinde gözaltına alınan Gültan Kışanak ile Fırat Anlı, 30 Ekim’de “Örgüte üye olmak” iddiasıyla tutuklandı. İçişleri Bakanlığı tarafından 1 Kasım 2016’da görevden alınarak, yerlerine kayyım atanan eşbaşkanlar hakkında ayrıca “Belediyedeki eşbaşkanlık uygulaması” nedeniyle dava açıldı. “Görevi kötüye kullanmak” ile “Kamu görevini usulsüz üstlenmek” iddialarıyla 9 ay ile 4 yıl arası değişen hapis cezası istendi.

Eşbaşkanlardan Anlı, 14 Temmuz 2017’de görülen duruşmada tahliye edilirken, Kışanak 30 Ekim 2016’dan beri cezaevinde.12 Eylül askeri darbesinde 19 yaşındayken cezaevine giren, dönemin işkenceleriyle meşhur Diyarbakır Cezaevi’nde 2 yıl kalan Kışanak, şu anda Garibe Gezer’in cinsel işkenceye maruz kaldığı ve yaşamını yitirdiği, ayrıca ağır hasta olmasına rağmen ısrarla tahliye edilmeyen Aysel Tuğluk’un tutulduğu Kandıra F Tipi Cezaevi’nde bulunuyor. Bu süreçte Kürt Siyasetinin Mor Rengi kitabını yazan Kışanak ile cezaevi koşullarını, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi ve siyasetteki güncel gelişmeleri konuştuk.

‘ÇÖKTÜRME PLANI’ NIN PARÇASI

Yönetimin otoriterleşmesiyle birlikte sosyal, ekonomik ve siyasal sorunların aynı düzeyde derinleştiğini belirten Kışanak, cezaevi sorunlarının da bu durumla bağlantılı olduğunu vurguladı. Cezaevlerinin kapasitelerine dikkat çeken Kışanak, “Bir ülkede cezaevinde ne kadar çok insan varsa, o ülkede o kadar çok sorun var demektir. Özetle adalet yoksa cezaevleri dolu olur” diye belirtti. Yargının siyasallaştığı ve hak arama yollarının tıkandığına işaret eden Kışanak, “Türkiye’de cezaevlerinin bu kadar dolu olması, ağır tecrit koşulları, hasta tutuklulara yaklaşım, işkenceye varan hak ihlalleri, iktidarın karakterinden ve izlediği politikalardan kaynaklanır. Cezaevlerinde yaşananlar, 2015’ten beri uygulamaya konulan ‘Çöktürme Planı’nın bir parçasıdır. Haklarının farkında olup, onurlu bir barış, özgür bir yaşam isteyen herkes bu planın hedefi olmuştur” dedi.

İMRALI TECRİDİNİN YANSIMALARI

PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin tüm topluma ve cezaevlerine yansıdığını ifade eden Kışanak, İmralı’nın kapısıyla birlikte barışın kapısının da kapatıldığını vurguladı. Tecridin topluma yansımalarına dair ise Kışanak, şunları söyledi: “Öyle ki her türlü insani ilişki, tutsak ailelerinin birbiriyle dayanışması bile ‘örgütsel faaliyet’ denilerek, yasaklanmak istenmiş, herkes birkaç kişilik aile ilişkisi içerisinde tecride alınmıştır. Hatta, ‘falancanın kardeşi, filancanın görümcesi’ denilerek, aile ilişkileri bile yasadışı bir faaliyet gibi görülmüş, zorunlu akrabalık bağları bile suçlama konusu yapılmıştır. Bu bir cendere, kapandır. İnsanları neredeyse, evlerinde tek kişilik hücreye koyacaklar. Bunun sonu yoktur. Cezaevlerinde yaşanan da bu politikaların bir devamıdır. İktidar demokrasi, çözüm ve barış yolunu kapamış; zulüm, ölüm yolunu tercih etmiştir. Hasta tutukluların, yaşamını yitirdiği güne dek cezaevinde tutulması, ‘ağırlaştırılmış müebbet’ adı altında ‘ölünceye kadar cezaevinde kalacaksın’ denilmesi, mahpusların gelecek umutlarının yok edilmek istenmesi; adı konulmamış idam cezasıdır. Hatta işkence ederek, idam etmektir; bu anlamda bu idam cezasından bile ağırdır. Güya, ‘idam’ cezası kaldırılmış, ama sürekli cezaevinden tabut çıkıyor.

Yaşam hakkına sahip çıkılması gerekmektedir. Tecrit hukuken bir işkencedir. Tecridin kaldırılmasını istemek, aynı zamanda demokrasi ve barış hakkına sahip çıkmaktır. Cezaevlerinden tabut çıkmasına seyirci kalınarak, demokrasi mücadelesi verilemez. Hasta tutsakların ailelerinin mücadelesi, insanlık mücadelesidir, yaşam hakkı mücadelesidir. Ailelerin yanında olmak, ölüme karşı yaşamı savunmak bir insanlık görevidir.”

MİLLET İTTİFAKI

Erken seçim tartışmalarıyla birlikte siyasetin ilk gündemlerinden biri olan ittifak çalışmalarına değinen Kışanak, iktidarın alternatifi olmak ile otoriter yönetim anlayışına karşı alternatif bir demokratik yönetim anlayışını geliştirmenin farklı olduğunu kaydetti. AKP-MHP ittifakının sona geldiğini, CHP, İyi Parti, DEVA, Gelecek, Saadet ve Demokrat Parti’nin ise mevcut iktidara alternatif iddiasıyla bir araya geldiğini hatırlatan Kışanak, Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem iddiasıyla bir araya gelen 6 partinin alternatif iddiasını iki açıdan değerlendirdi: “Birincisi; sayısal açıdan bakacak olursak, altı partinin oyları seçimi kazanmak için yeterli değildir. Şimdilik AKP’den kopan, kararsız seçmeni kazanarak sayısal eksikliklerini tamamlamaya çalışıyorlar. Ekonomik kriz, artan yoksulluk, işsizlik ve zamlarda iktidarı yıpratmaya devam ediyor. Öyle görülüyor ki seçim kazanma stratejilerini bu hat üzerine koruyorlar.

HDP seçmeninin de mevcut iktidardan kurtulma pahasına CHP’nin oluşturduğu bloka mecbur kalacağına dair görüşler gerçekçi değil. Zira AKP seçim ekonomisi uygulayarak, ‘sus’ payı dağıtarak, ekonomik krizi öteleyebilir; HDP seçmeni de ‘Bana yaklaşım değişmeyecekse, ha kel hasan, ha hasan kel’ diyebilir. Yani bu alengirli hesapların tutmama ihtimali yüksek. Hele ki kimin Cumhurbaşkanı olacağına dair tartışmaların da önemli bir etken olduğu düşünülürse… Yine de bütün bu varsayımların gerçekleşeceğini düşünsek bile bu yaklaşımın, sadece HDP seçmenini değil tüm Türkiye’nin en acil ihtiyacı olan demokrasi, özgürlük, adalet ve barış beklentisini karşılayan bir alternatif değildir. O zaman toplum neden birini kaldırıp, benzerini yerine koysun ki?

GERÇEK ALTERNATİF İÇİN…

İkincisi alternatif olma iddiasında olan siyasi partilerin topluma ‘değişim’ güveni vermesi gerekir. Türkiye’nin esaslı bir değişime ihtiyacı var ve değişimi önce kendilerinden, söylemlerinden, duruşlarından, politikalarından başlatarak, topluma güven vermeli, toplumsal bir değişime öncülük etmelidir. Halka, ‘Bu değişimin öznesi sizsiniz, hep beraber değişeceğiz. Bizi bu kadar düşman kamplara bölen iktidara karşı yan yana duracağız. Sorunlarımızı birlikte çözeceğiz. Kimseyi ötelemeyeceğiz, demokrasiyi, refahı ve barışı birlikte kuracağız’ diyebilmeliler. Muhalefet partileri, sınırlarını iktidarın belirlediği politik kulvardan çıkmadığı sürece gerçek bir alternatif yaratamazlar.”

FAŞİZMİN PANZEHRİ MÜCADELE

Meselenin sadece kimin Cumhurbaşkanı adayı olacağı ve HDP seçmeninin kime oy vereceği meselesi olmadığını belirten Kışanak, “Toplumsal barışımızı bozan, bizi kamplara bölen, ekonomik imkanlarımızı savaşa seferber eden, demokrasiyi rafa kaldıran, geleceğimizi karartan her şey ‘değişecek’ diyorum. Değişimi kendimizden başlatıyoruz; ben de sen de o da hepimiz değişeceğiz. Seçimle iş başına gelen, kitleleri arkasından sürükleyen otoriter faşizan yönetimlerin panzehiri; toplumsal aydınlanma ve değişim mücadelesidir” diye belirtti.

DEMOKRASİ İTTİFAKI

HDP’nin çağrısıyla bir araya gelen Demokrasi İttifakı’nın tarihsel bir sorumluluğunun olduğuna dikkat çeken Kışanak, özgürlük, eşitlik ve barış mücadelesi yürüten siyasi parti, oluşum ve demokratik kitle örgütlerinin bir araya gelerek, “Demokratik politik alternatif” olduklarını ilan etmeleri gerektiğinin altını çizdi. Kışanak, “Gördüğümüz kadarıyla bu konuda temaslar, çalışmalar ve irade beyanları var. Halkın gerçek gündemine dair güçlü politikalar geliştirilmesi ve ortak mücadele platformları oluşturması için Demokrasi İttifakı’nın gecikmeden açıklanması gerekir. Bu tür ittifaklar her zaman katılıma açıktır, esnektir ve kapsayıcıdır. Demokrasi İttifakı, sadece seçim ittifakı değildir. Sandıkta birlikte hareket etmekte de önemli ancak; daha da önemlisi demokratik mücadelenin ortaklaştırılması, toplumsal örgütlemenin büyütülmesidir.

İktidarın yarattığı ve ırkçılığa varan milliyetçi, militarist, dinci kamplaşmanın değiştirilmesi görevi devrimci, demokrat, sol, sosyalist ve yurtsever yapılarındır. Aynı atölyede yan yana çalışan işçilerin, toprağın suyunu, doğasını korumaya çalışan köylülerin, şiddete karşı mücadele eden kadınların birbirini doğru anlaması, farklılıklarını kabullenmesi için bizzat halkın içinde Demokrasi İttifakı’nı örgütlemeliyiz. İktidarlar, kimlik ve inanç sorunlarını kullanırlar. Toplumsal zeminde zorlanmadıkça çözüme yanaşmazlar. Demokrasi İttifakı, hem önümüzdeki seçimde çözüm kapasitesi yaratmak için örgütlenmeli hem de sorunlarımızı toplumsal zeminde çözmek için mücadele etmeli. Böyle bir emek ve çaba görüyoruz ve başarılar diliyoruz” ifadelerini kullandı.

KADIN İTTİFAKI ÇAĞRISI

Ülkedeki kadınların ortak sorunlarla karşı karşıya olduğuna işaret eden Kışanak, bu nedenle ortak mücadele edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Kışanak, kadın ittifakına dair şunları kaydetti: “Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadınların ikincil konuma itilmeleri, emeğin sömürülmesi, baskı ve şiddet görmesi tüm kadınlar açısından ortak mücadele gerekçesidir. Bu nedenle Kadın İttifakı’nın gündeme alınması germektedir. Kadın İttifakı, Demokrasi İttifakı’dan çok daha geniş toplumsal bir potansiyele sahip. Yeter ki bu potansiyel, harekete geçirilebilsin, örgütlü bir güç haline dönüştürülsün. Demokrasi İttifakı’nda yer alacak olan siyasi partilerde mücadele eden kadınların, ittifak çalışmalarının siyasi partilerle sınırlı kalmaması için özel bir çaba göstereceklerine ve geniş katılımlı bir Kadın İttifakı kurmak için harekete geçeceklerine inanıyorum.

Toplumsal cinsiyet eşitliğine inanan, bunun için mücadele eden, kadına yönelik şiddeti önlemeyi amaç edinen, yoksulluğun kadın halini bilen-yaşayan ve emeğin sömürülmesini kabul etmeyen tüm kadınlar, bu ittifakın doğal bileşenidir. Kadın hareketleri cinsiyetçilik, milliyetçilik ve militarizmin kol kola olduğunu, bunlardan birini ayırarak diğerlerine karşı çıkmanın sonuç vermediğini, toplumsal kutuplaşmanın temelinde de bu eril ittifakının yer aldığını çözümleyen ve buna karşı çözüm önerilerini geliştiren politik hareketlerdir. Bu nedenle Kadın İttifakı, aynı zamanda ülke sorunlarına çözüm üretebilme kapasitesine sahiptir. Kadın İttifakı, kadına karşı her türlü ayrımcılığa, baskı ve şiddete, yoksulluğa, emek sömürüsüne, savaşa, çatışmaya, dindarlığı inanç sömürüsüne indirgeyen zihniyete, ekolojik yıkıma karşı ‘dur’ diyebilme kapasitesine sahiptir. Kadın İttifakı toplumsal barış ittifakıdır.”

KADIN MÜCADELESİNİN ÖNEMİ

Meydanları terk etmeyen kadınların yıl boyunca alanlarda seslerini yükselttiklerini anımsatan Kışanak, “Kadınların sesi ve mücadelesi, tutsak alınmak istenen politik kadınlara her zaman güç ve moral verdi. Sadece cezaevinde olan bizler değil, dışarıda da toplumsal muhalefetin kadın mücadelesinden güç ve moral aldığının altını çizmeliyim. Ziyaretimize gelen herkes; avukatlar, ailelerimiz, hep kadınların mücadelesini anlatarak, hakkını teslim ediyordu. Öyle ki bazen, ‘Biraz da siz önden buyurun‘ diye espri yapıyordum. Buradan görebildiğimiz kadarıyla kadınlar her şeye rağmen sokaklardan çekilmedi. Taleplerini hep haykırdı, direndi. Kadınların bu mücadelesi olmasa, bu gün kadın hakları konusunda çok daha kötü bir durumda olabilirdik. Kadın haklarına yönelik birçok müdahale girişimi, kadınların tepkisi üzerine sonuçsuz kaldı” diye belirtti.

İTTİFAKIN SAÇ AYAKLARI

İstanbul Sözleşmesi’nin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kaldırıldığını ancak kadınların mücadeleden vazgeçmediğini vurgulayan Kışanak, “Bir, kadınların toplumsal barış konusundaki çabaları bizlere yeterince yansımadı. İktidarın içerde, dışarıda sürekli savaş politikası izlediği bir süreçte ‘ne barışı’ denilebilir belki ama benim kastettiğim iktidarla bir barış olanağı aramak değildir. Bu ülkede yaşayan farklı kimlik ve inançlara sahip kadınlar, birbirlerini daha iyi anlama, iktidarın savaş politikalarına karşı toplumsal zeminde barış talebini güçlendirmeye yönelik çalışmalılar. Bu mücadelenin daha da gelişeceğine, demokrasi, özgürlük, barış ve refah arasındaki bağın güçlü bir şekilde dile getirileceğine inanıyorum. Bu mücadele sadece bir tepki değil, aynı zamanda geleceği kurma mücadelesidir. Biz kadınlar geleceğimizi özgürlük, eşitlik, demokrasi, barış ve refah üzerine kurmak istiyoruz. Bunlar Kadın İttifakı’nın saç ayaklarıdır” ifadelerini kullandı.

KÜRT SORUNU

Kürt sorununda sürekli kandırma, oyalama ve kafa karıştırma gibi politikaların izlendiğini belirten Kışanak, artık çözümsüzlüğü dayatan bir senaryonun kalmadığını kaydetti. “Kürt halkı yaşadığı her bir deneyimden dersler çıkarmış, politik doğrultu kazanmış, siyasal olgunluğa erişmiş bir toplumdur” diyen Kışanak, “Ne gibi sorunlar yaşadığını ve çözümün ne olduğunu gayet iyi bilmektedir. Beyhude işlerle uğraşacak hali de vakti de yoktur. Demokrasi, barış, özgürlük ve adalet yolunda kararlı adımlarla bir halk gerçeği var. Artık herkes bunu kabullense iyi olur. İmralı’nın kapısı açılsa, halka ulaşacak her bir söz, toplumsal barışa, demokrasiye ve özgürlüklere dair olacaktır. Bunu bildikleri o kapıyı hala sıkı sıkıya kapatıyorlar” değerlendirmesi yaptı.

‘ÖZGÜRLÜK HALAYINDA OLACAĞIZ’

Yaklaşan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne dikkat çeken Kışanak, şunları belirtti: “Tüm kentlerde meydanlar, sokaklar kadın rengine bürünecek. Kadınların her türlü şiddete, ayrımcılığa ve yoksulluğa karşı yükselttiği sesleri, attığı zılgıtları sağır sultan bile duyacak. Tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadın Günü’nü kutluyor, özgürlük halayına bizlerin de bütün benliğimizle katılacağını ifade etmek istiyorum. Demir parmaklıklar, beton duvarlar bizleri alanlardan ve meydanlardan koparamaz. Yüreğimiz ve bilincimizle, sizlerle yan yana omuz omuza olacağız.”

MA

%d blogcu bunu beğendi: