İmam namazı bitirir ve hemen döner cemaate… Yüzlerce kişi hepsi imamın neden bu kadar hızlıca döndüğüne şaşkın, ağzının içine bakarlar… İmam…
-Eyyy cemaat ikindi namazımızı kıldık ama benim içimde bir vesvese var… Üç rekat mı kıldık, dört rekat mı kıldık, oldukça tereddütlüyüm… Ben dalgındım boşluğuma geldi… Beni affedin… Lütfen farkında olan biri izah eder mi? Üç rekat kıldıysak yeniden kılalım, yok dört rekatsa zaten namazımızı kıldık, bana dua edin ve beni affeyleyin…
Cemaatte herkes birbirine bakar, acayip bir durum, kimsede çıt yok… Zaman geçer ama bir tek Allah’ın kulu bir şey demez… Kimse mi farkında değildir kaç rekat kılındığının… Homurtular başlar ama sorunun cevabı yok… İmamda da hüznün yerini şaşkınlık alır…
En arkadan bir ses yükselir…
-Biz üç rekat kıldık… İmam…
-Emin misin?
-Eminim, son kararım, der…


Ya Allah, yeniden başlanır namaz kılınmaya tam ve net dört rekat, namaz biter…
İmam koşar adımlarla gider ve yakalar…
-Hayyy Allah razı olsun, dur bi mukaddes, sayende bir hatadan döndük, bütün cemaat, ben de dahil ne kıldığımızın farkında değilken, bir tek sen huşu içinde ibadet eden ve bunun farkında olandın… Allah bizleri senin hatırına affeylesin… Nasıl da fark ettin üç rekat kılındığını…
Adam pişkince ve böbürlenerek…
-Ben müteahhitim imam efendi, namaz kılarken her rekatta bir kat atarım, yahu üçüncü kata geldik, katı attım ince işlerini bitirdim, bir baktım selam verdin, sonra çok üzüldüm dördüncü katı çıkamadık diye…
…………………………….


Toplum canlı bir organizmadır… Her canlının içgüdüsü gibi temel üç ihtiyacına yanıt olmakla var olur, oluşur, yaşamsallaşır… Beslenme, üreme ve savunma…
Toplumu ‘’toplamdan’’ ayıran en temel özellik de bu öz’de gizlidir… Toplum kendi canlıcılık eylemselliğini yürütürken bu faaliyetleri doğalında ortaklaşılarak, büyük bir zekayla, iş bölümüyle gerçekleştirir…
İnsan toplumsallığını tüm toplamlardan farklı kılan en temel niteliği fedakarlık kültürüdür… Toplum olmak ve toplum kalmak muazzam bir fedakarlıklar silsilesidir… En küçük toplum olarak aileden başlayarak en büyük toplumsallık olan ulusa kadar böyledir…


İnsanın kendini var eden sistematiğe, kendini adamaya hazır olması, oldukça anlamlı bir diyalektik işleyiştir… Ahlak burada anlam bulur ve yaşamın akış gerçekliği de bunun üstünedir… Her varlık birbirini yaratırken, yarat-yarat işleyişi sürerken, bu yaratıma zarar gelmemesine, tüm varlıklar feda olmak için hazır kalır, hazır olur…
Fedakarlıkta karşılık beklenmez, fedakarlık toplumun toplum olması ve toplumun toplum kalmasıdır… Feda-fedakarlık toplumsal ruhla yaşar ve toplumsal her varlık, her insan, bu duygu ve düşünceyle oluşur… Kimisi fark eder hayata geçirir, kimisi fark etmez, kimisi fark eder farkındalığından kaçar, müteahhit olur…


Yaşama şahit olmak ve şahit olduklarınla hakikati yaratma uğruna bedel ödeyip şehit olmaktan ele alırsak, toplumsal kutsalın kişilerdeki tüm ifadesi, esasında göstermiş oldukları fedakarlıkla eşdeğerdir… Emek verme, fikir yaratma ve sunma, duygu-düşünceyi estetikle, sanatla açığa çıkarma, kendin için değil, herkes için yaşama, toplumuna ve değerlerine zarar geldiği an, hiçbir düşünce ve duyguya ihtiyaç olmadan, refleks olarak her türlü bedeli ödeme, fedakarlığın göstergesi olmakla beraber, toplumu toplum yapan harçtır… Güçlü bireyler de, bu toplumsallıkla doğan-büyüyen bireyler olarak var olur ve tüm toplumlar kendilerini bu şahıslarda simgeleştirir, sembol-örnek kılar ve ifadeye kavuşturur…
Hakim olmaya çalışan, mevcut yaşam sisteminin (kapitalizm) toplum düşmanlığı-karşıtlığı da en saf haliyle bu noktada gizlidir… Sistematik bir ifadeye kavuşturulan kapitalizmde, ilk ve en basit göze çarpma, her fedakarlığın bir karşılığı olması gerektiği, her fedakarlığı oluşturan ve yürüten kişinin, anlık ve maddi bir çıkara varması gerektiği üzerinedir… Ötesi fedakarlık delilerin işidir…
Delilik geleneksel olarak ‘’günahsız’’ olarak tabir edilirken, güncelde de önemli bir kavram olarak açığa çıkar…
Deliliğin tarihini yazan filozofun, deliliğin sonunu-sistemini yaratma noktasında ömrü yeterli olmamışsa bile, mirasını doğru ele alıp değerlendiren bilgelerin, güncelliğin deliliğini ve onun görkemli sistemini yarattıkları da aşikardır…
Toplum öncüsüyle vardır, var olur… Özellikle Orta Doğu ve coğrafyamız gerçekliği, bu kültürle var olmuştur… Toplumun öncüsü, öncü görünenleri yoldan çıkmışsa, toplum takip eder ama illaki toplumsal içgüdü, doğru öncüsünü zamanla hazırlar ve öne çıkarır… Öncülük, aynı sırada serden geçmek, deli olmak ve toplumsal cesareti kuşanıp, fedai olmayı gerektirir…
Şimdi cemaatimize gelirsek…
Ee bir cemaatin öncüsü, aklı, namazı karıştıran imam… Düzenleyicisi, zekası, ibadet ederken kat atma hayali kuran müteahhitse, deli olmak kutsala varmanın ve zirvede kutsallaşmanın patikası oluverir…
Bu cemaat bir zihniyet, yaklaşım, feraset, yani bir ser’se (baş) wallahi bu serden çoktan geçmek de acil bir gereklilik olarak görünü verir…
Cemaat buysa ve yaşam burada sabitlenmişse, wallahi bu yaşamı yaşamaktansa, fadakar ve hakikatli bir ruhla doğruları kuşanıp fedai olmak, anlamlı bir yaşam olur…
Tarih, hiçbir zaman siyasetçisi, gazetecisi, hukukçusu, bürokrasisi v.s ile kendini yenilememiş, güncellememiş ve yaşamı doğasına kavuşturmamıştır…
Tarih yapıcıların, tüm dönem tarih yapı taşlarının hepsi, toplumuna ve güncelliğine göre deli olanlar, serden geçenler, fedailerdir… Hepimiz an’daki yaşamımızı bir parça da onlara borçluyuz ve yaşam onlara borcumuzu ödediğimiz kadar bizi tanır, bize ol’ma hakkı sunar…
Herkes içinde taşır gerçekliğini ama ne kadar yüzleşme cesareti olur…


Şimdi, sizce cemaatte yüzlerce insandan hiç biri mi bilmez kaç rekat namaz kıldığını?
Çoğu bilir ama sessiz kalmak çok daha makbuldür… Hem ibadet kotarılır, hem de toplamın dikkati çekilmez ki, kendini yaşayasın… Toplum bütünsel olarak ele alındığında aynı sırada çıkarcıdır, koruyucudur, anı kurtarmaya çalışıcıdır… Şimdi yanlış yapıyorsun imam demek, ne biçim cemaatsiniz Allah’tan korkun demek, kimse kaç rekat namaz kıldığını bilmiyor demek, bu nasıl bir ibadet ve ibadethane demek, çok ciddi eleştiri ve tartışma dalgaları yaratır… Bunu başlatan da nasibini alacaktır, hazır olmalıdır…


Isa nebi almadı mı, ya da ehlibeyt Ali, Hüseyin, ya da, Mani, Hallacı Mansur, Bruno, şu an ismini yazmadığım ve beni affetmelerini dilediğim nice insanlık öncüleri…
Toplumun delileri, serdengeçtileri, fedaileri toplumun yaşam ihtiyaçlarını görür, yaratır ve bunun için bedel öder… Hakikat onlarda dile gelir, eyleme bürünür… Şehadet yolunu döşeyenler ise gerçeklikleriyle yüzleşme cesareti göstermeyenler olur…


Bu üç kavram, toplumsallığın, toplumsal ruhun 2. ve 3. doğanın en temel varlık, savunma ve sürdürülme kavramlarıdır… Bu kavramlar toplumun bilinçaltında çok canlı olarak yatmaktadır… Toplumun-toplumsallığın çok yoğun ilgi duyduğu ve kutsal ele aldığı bu bilinçaltı olmakla beraber, her güncelde de yaşanan bir gerçekliktir…
Peker şahsında ne kadar doğrudur, ne kadar hakikidir, bu kavramlara gerçek anlamlarını mı veriyor, yoksa bu kavramların tersinden içini mi boşaltıyor, çok başka bir tartışma konusudur ve girmeyeceğim…
Videolara bu yoğun ilginin, kullandığı dil ve kavramlarla ilgili bir tılsımı vardır… Bu tılsım mevcut kurgusal kimliklerden çok daha güçlü bir ilgiyi uyandırmakta ve çekici gelmektedir…


On milyonlarca izlenmenin esas yönü de, toplumun serdengeçtilere, fedailerine, delilerine olan yoğun ihtiyacının göstergesidir… Toplumsal var oluşun kökünü kazıma niyetinde olan sistem ve mevcut kişilik konumlanmalarının, yaşattığı zararların, his edildiği ve bu yaşam dışılığın akılcıl görünmesine duyulan tepkinin bir noktada yoğunlaşması ve ifadeye kavuşmasıdır…


Sadece toplumu için, toplumsal değerleri uğruna, bu kültürün hakikatle bütünleşme istem ve gayretinin, toplumsal bilinçaltındaki varlığının uyanması ve bir mantık yapısına, toplumsal örgüye kavuşmaya çalışmasıdır…
Toplum, ihtiyacını karşılayacak kişilerini yaratacak ve kendini inşa ederek geleceği yaratacaktır… Geleceğin yaratıldığı şu kaos anı, toplumların delilerinin karekterleri, bu karekterlerin toplumsal örgüleriyle yaşam olacaktır…
Toplumlar ve insanlığı, klavye başında veya günlük rutinleriyle mi, yoksa bize göre serden geçenleriyle mi yaşamı ve geleceği yaratacaktır, bu da hepimizin vicdan ve ahlak ölçüsüyledir…
Toplumsal tarih, yapıcısını yaratır, fedaisini izlemek mi, katılmak mı ayrımı, aynı sırada huzurlu bir yaşamla, huzursuz-kirli bir hayatı yaşamanın tercihi olacaktır… Gerçeklikleriyle yüzleşme cesareti gösterenler, öncüleriyle şehadet yolunu özgür yaşam gerçekliğine kavuşturacaktır…