Sırrı Süreyya Önder, CHP’li belediye başkanlarının Kürt meselesi sorusuna verdiği ‘Onlar bizim zenginliğimiz’ yanıtını, ‘Kendisini anapara, Kürdü de faiz gören anlayış’ sözleriyle eleştirdi.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın basın danışmanı Zinar Karavail’in kaleme aldığı “Demirtaş’ın Beyaz Sandalyesi” kitabının imza günü Mülkiyeliler Birliği’nde yapılan söyleşiyle gerçekleşti.
 
Etkinliğe kitabın yazarı Karavil ve önsüzünü kaleme alan eski milletvekili Sırrı Süreyya Önder ile Dipnot yayınevinin sahibi Emirali Türkmen katıldı. Çok sayıda kitapseverin de katılım gösterdiği söyleşide ilk olarak Karavil konuştu. Kitabın yazılma fikrinin Demirtaş tarafından verildiğini anlatan Karavil, Demirtaş’ın durumuna ilişkin hukuki metinler dışında bir şey olmadığını bu nedenle böylesi bir çalışmaya başladığını belirtti. 
 
TARİH AKTARIMI 
 
Giriş bölümünü Demirtaş’a gönderdiğini ve onun da katkıda bulunmak istediğini belirten Karavil, “Kitap, Demirtaş, Figen Yüksekdağ ve diğer arkadaşlarımızın kaçırılma bölümünden Edirne’ye götürülmesiyle başlıyor. Bence kitaba nitelik kazandıran en önemli şey tarihi de aktarıyor olması. Yoksa sadece benim anılarım olacaktı. Sırrı abiden de çok destek aldım” dedi.Kitabın isminin Sırrı Süreyya Önder’in önerisiyle şekillendiğini aktaran Karavil, “Sırrı abi ‘gel kardeşim beyaz sandalye koy’ dedi, koyduk. İronik bir fotoğraf oldu. Demirtaş tek başına olsa devrilirdi. O sandalye çok fazla kasırgaya maruz kaldı. Halk o sandalyenin üzerindeki temsilcisine karşı kale örmeseydi biz de bu kitabı yazamazdık” diye konuştu.
 
Ardından söz alan aynı zamanda İmralı heyeti üyesi Sırrı Süreyya Önder, “Kürtlerle uğraşılmaz, bunu bir devlet bilmiyor” esprisiyle söze başladı. Gelen kitapseverleri, Kürtçe selamlayan Önder, tüm katılımcılara teşekkür etti. Kitabın yazılmasını “aziz bir emek” olarak değerlendiren Önder, şöyle devam etti: “Çünkü egemenlerin, baskı ve diktatörlük dönemlerinde en iyi yaptıkları şey toplumsal hafızayı önce imha etmek, sonra yeniden sisteme göre inşa etmek, resmi görüş haline getirmektir. Resmi görüş daima kutsal kabul edilir. Resmi görüşe biat etmeyen herkes de kutsala ihanet etmiş sayılır.  Eren Keskin, ‘paramiliter yapıları sivil, bizi de terörist ilan ettiler’ diyor. 12 Eylül’de pek azdı o dönemin çetelesini tutanlar ve birçoğu da sorunluydu. Sonra bir resmi görüş inşa edildi. Yeni nesil o tarihi onlardan öğrendi. En azından kendi tarihimizi güvenilir insanların yazması önemlidir.” 
 
Muhalif olanlara yönelik baskılara işaret eden Önder, “Cezaevinde olanları ülke nüfusundan çıkarın gerisi hepsi içeri girmeye adaydır. Yetemedik, anlatamadık, şartlar bu kadarına cevaz verebildi. Nazi Almanya’sındaki anekdot gibi önce komünistleri, sonra Yahudileri, sonra da Çingeneleri götürdüler. Bu ülkede de baskının seyri bu şekilde devam etti” diye konuştu.
 
‘ZULME DÖNÜŞEN MEKANLAR’
 
Bugün direnişin adının da değiştiğini aktaran Önder, “Bugün artık gelecek özgür, eşit, adil günlere inanmak bile direniş biçimi. Bir adım ötesi, bu uğurda bedel ödeyen insanlar ve dışarıdaki yakınları, arkadaşlarıyla dayanışmayı, yan yana durmayı yapabilmekte. Sonsuza kadar sürmüş bir savaş, baskı dönemi yok. Mevcut bugünler ağırlığına, katılığına, zorbalığına rağmen umudumuzu kırmamalıdır. Cezaevi o kadar zor bir yer değil. Biraz önce Kamber Ateş buradaydı, ayrıldı. Kamber Ateş ile 12 Eylül’de zindan yoldaşıyız. Sağlık sorunu olan arkadaşlarımız için gerçekten cezaevleri büyük bir zulme dönüşen mekanlardır” ifadelerini kullandı.
 
‘İÇERDE ÜRETEREK HAYATA TUTUNUYORLAR’
 
Cezaevinde kaldığı bir yıla da değinen Önder, şunları söyledi: “İlk girdiğimde derin bir nefes aldım. 10 yıllık bir koşturmacanın ardından daha dumanım tüterken AYM bozdu, nasıl geçti ben bile bilmiyorum. Cezaevleri üretim alanlarıdır. Sanat, siyaset, bilim adına kalıcı bir şey üretip, yolu hapishaneden geçmeyen pek az erkek ve kadın var bu topraklarda. Genel Kurmay Başkanlığı’na seçilirken eskiden bir Kore kıdemi vardı. Kore kıdemi gibi bu ülkenin bir cezaevi kıdemi var. Bu dönemde bunun hakkını verdi. İçeri girmese Figen başkanın şair olduğunu kaç kişi bilirdi. Şiirleriyle de direniyor. Gültan başkanın ürettiği çalışmalar, ismini sayamayacağım, şair romancı binlerce arkadaşımız bu üretkenlikle hayata tutunuyor. Bu da direniş biçimidir. Günün sonunda bu günlerde o beyaz sandalye gibi dik duran, devrilmeyen, eğilip, bükülmeyen herkes kıymetli bir yerde olacaktır. Tutsak olan kardeşlerimize, kız kardeşlerimize sevgi ve selamlarımı gönderiyorum.”
 
Yapılan söyleşi ardından soru-cevap bölümüne geçildi.
 
MUHALEFETE ELEŞTİRİ
 
Kobanê Davası’nda mahkeme heyetinin bitirme çabasına dair soruya Önder, “Faşizmden iyimserlikle bahsetmek fıtratımızda yok. Davada yargılanan arkadaşlarımız, bir santim eğilmeden, kaygı, endişe ve korku ile bükülmeden net duruşları bizim kazandığımızın göstergesidir. Onlar açısından kaybedilmiştir. Muhalefet, ‘Yargılanan Kürtler, Kürt siyasal hareketi, sosyalistler falan değil, bizim de yargılamamızın yolu açılıyor’ derse bir tek gün ceza çıkmaz” dedi.
 
CHP ELEŞTİRİSİ: İNSANCA YAŞAMAK BİZE YETER
 
CHP’li belediye başkanlarının Van’da toplandığını hatırlatan Önder, Kürt meselesi ve kayyım sorularına verilen yanıtları eleştirerek, “Belediyeler Van’da toplantıdalar. Hepsinin iyi niyetinden şüphem yok. Kayyımlar, Kürt meselesinde sorular soruluyor. ‘Onlar bizim zenginliklerimiz’, diyor. Kendisini anapara, Kürdü de faiz gören anlayış. ‘Onlar bizim zenginliğimiz’ diyor. Kötü niyetle söylemiyor. İyi bir şey söylediğini zannediyor. Zenginlik ne demek? Eşitlik ya, fazlasını talep eden yok. Ona yapılan sana da yapılacak idrakine gelin, gerisi kolay. Bütün başkanlıklar sizin olsun insanca yaşamak bize yeter. Onun için dava sürecini etkileyecek şey, toplumsal muhalefet. Tutumdan bahsetmiyorum, idraktan bahsediyorum” dedi.
 
Kobanê Davası’nda tek kriminal bağlantı bulunamadığının da altını çizen Önder, “Yalancı, kurgu şahitler, gizli tanıklar söyleyemiyorlar. Bizim bunlarla meselemiz yok ama idraksizlik anlayışla bir hayli işimiz var” diye ekledi.
 
GEZİ DAVASI
 
Önder, son olarak Gezi Davası’nda verilen cezalara dair de “Gezi toplumsal tarihimizin gördüğü en geniş katılımlı, en coşkulu direniş alanlarından birisiydi. Pasaklı, ön yargıyı yerle yeksan edendi. Devleti de en korkutan şey oldu. Bunlar kardeş olduklarının farkına varırsalar, uğraşamayız, dediler. Türlü çeşitli şeylerle boğdular. Hukuk katliamı ile arkadaşlarımıza ceza verdiler. Bunu Demokles’in kılıcı gibi ellerinde tutmak istiyorlar. Orada hayatını, sağlığını kaybeden bütün arkadaşları saygı ile anarak, bitireyim” diye konuştu.
 
Etkinlik, Önder ve Karavil’in, kitapları imzalamasının ardından son buldu. (MA)

%d blogcu bunu beğendi: