Büyük emeklerle uzun süredir ‘’Kürt Ulusal Birliği’’ çalışmaları, hassasiyetle yürütülmekte… Bizler de heyecanla takip etmekteyiz… Bu manada Peker’in her video sonrası bu sloganı tekrar etmesi bizler için de bir özlem ve çekici bir cümle olmaktadır…


Tartışmamız Ulus tarihi ve Turancılık olmamakla beraber, bu cümlenin çıkış zeminine ana hatlarıyla bakarsak…
Dünyada ki tüm halk yapılanmalarında olduğu gibi, bir tarafta iktidar için birbirini yiyen dar bir sınıf milliyetçiliği, diğer tarafta bölük-börçük ve eziyet çeken ‘’Türk halk’’ gerçekliği göze batmaktadır…


Sibirya ve Orta Asya, Rusya, Çin, İran, Irak, Suriye yoğunluklu olarak, dünyanın birçok devletinde yaşayan Türkler-Türkmenler… Güncelde yaşayan 7 ülkesi ve 15 yarı özerk Türk ülkesi, hepsi ya kendi ulus devletinde ya da ulus devlet formatında, kısmi statüyle yaşayan, ortak kültürden gelme yüz milyonlara varan bir aile…
Kürt sorununun güncel halini yaratan siyasal biçim olarak Ulus-Devlet’çilik, sadece Kürtler için değil, tüm halklar için aslında sorunlu bir siyasal biçim olduğunu Türk halk gerçekliğinde de göstermektedir…


Başta Uygur Türkleri olmak üzere hâlâ dünyada farklı coğrafyalarda çok ciddi yaşam sorunları yaşayan ve sorunlarının teorik düzeyde bile çözüm yolları olmayan Türkler… Sorunları ve çözüm yollarını tartışan bir kesim hızla iktidarlaşıp, konforla yozlaşırken, diğer bir kesim bu sorunların çözümü uğruna insanlık için değerli bedeller ödemekte olsa bile, her iki ana kitlenin geldiği çıkmaz, koca hacimli bir teorik boşluk, ne yazık ki hayallerden ibaret bir kurgu ve sloganik yaklaşımlar oluyor…


Tüm Türk dünyası için, Ulusal Birlik, güncelde kendini en çok dayatan temel siyasal sorun… Türk dünyasının bir bütün içinden geçen, bir büyük hayal, uzun zamana dayanan bir ayrılığın, parçalanmışlığın bir’leşmeyle gerçekleşmesi… Bu amaç için mücadeleler oluşmuş, büyük bedeller ödenmiş ama doğru yol ve yöntem sağlanamadığı için, genel olarak ya amaç uğruna bedel ödeme, ya da amaçtan sapmayla, bir türlü istenilen sonuç gerçekleşmemiştir…
Bir amaca varma sadece emek ve bedel ölçüleriyle belirlenmez, hakikat rejimi gerekir… Doğru bilme, doğru planlanma, doğru yürüme gerekir…


Basit bir mantıkla, Rus devrimi için yaratılan koca külliyat ve sayısız emek-fedakarlık hatta bedellere rağmen, son kertede Rusya’nın bırakın amacı olan sosyalizmi (toplumsallık) yaratması, çirkin bir kapital ola gelmiştir… Amaç kadar yol ve yürüyüşü de ahlaki oluşturulmalı, kutsal olmalıdır…
Türk dünyası, ülküsü için büyük acılar çekmiş, bedeller ödemiş ve bir türlü ulusal birlik gerçekleşmemiş ve hala gerçekleşmesi çok zor gözükmektedir…

Güncelle amaç arasındaki patika, yol-yöntem ve hakikat rejimi oluşmamıştır…
Şimdi kürdün derdi mi yoktur, Türk tarihini, Türk dünyasının güncel durumunu ve ulusal birliğini kendine dert edinsin?
Edinmek gerekir… Temel aldığımız, güncelde mücadelesini verdiğimiz ahlaki ve politik toplumun esası ve diplomasisi gereğidir… Büyük halk hareketlerinin tümünün varlık gerçekleşmesinin en önemli gereğidir… Ayrıca bir yöntemi zenginleştirme ve açığa çıkan sonuçlarla, yöntemi netleştirme mevzusudur…
Birçok örneğe boğmadan…

Medine’de deneyip, sonuçlarını yeniden ele alıp yöntemi netleştirmezsen, Medine’yi oluşturmazsan, Mekke’yi dünyanın en kapsamlı ahlaki ve politik hareketinin merkezi yapamazsın… Zamanla özden sapması ve günceldeki durumu ayrı bir tartışma konusudur…


Diplomasi de insan ilişkisi gibidir, daha girift, daha karmaşık ama insan ilişkisi… Üç tane üniversiteye gitmeye de çok gerek yoktur… Daha toplumsal ve anlamı kolaylaştıran bir örnekle ilerlersek…
Komşusunun evinin yapımına katılmayan, kendi evini düzenleyemez… Komşunun evini yapmada ortaklaşma, işi öğrenme, gelişme yetkinleşme olur… Kendi evini, hem de yardım ettiğin komşuyla beraber, daha sağlıklı yaparsın… Hem komşunun evi varlık kazandığı zaman (elektirik, su, kanalizasyon vs.) kendikini daha kolay güzelleştirir, başka bir komşununkini daha, daha güzelleştirirsin…

Ayrıca varlığa-düzene kavuşan komşu evi, yaşarken edindiği tecrübelerle senin evini ve diğer evleri oluşturmanın ve sürdürülmesinin hem savunması, hem de yönetim modelini oluşturur…
Mahalle değil midir hanenin günlük savunma, beslenme ve yönetim zemini…
Ayrıca basit ve net ilkedir ki… Komşuna istemediğini kendine isteme… Kendine yapılmasını istemediğini, komşuna yapma… Komşun aç ise tok yatma ve bir sürü daha gelenekten süzülen birikim cümleleri…


Şimdi bir Kürt neden Türk birliği olmalı, bizler de destek olmalı ve bu konuda da çalışmalıyız der… Samimi olarak söylüyorum… Samimiyete binayen ben bileğimi koymam, öyle bir racondan gelmiyorum, bilmem…
Ama dünya şahit ve bilir, asil kürdün sözü sözdür, sözünün fedaisidir ve merttir…
Kendi ulusal birliğini sağlayamayanlar mı başka halkların birliğini sağlıyacak da denile bilinir…
‘’Anlamın resmi tezgahlarda ki parçalanmışlığından’’ söz etmiştik, bilmek de tarihinin en çarpık zamanını yaşıyor’’ diyelim… İnsan için ‘’bilme’’ kendinden utanıyor, içinde olduğu kafatasından utanıyor…


Tarihin hiçbir an’ında insanın kendini bilmesi, toplumsallığı ve ekolojisi içinde, bu kadar avantaj oluşturmamış ve yine tarihin hiçbir an’ı bu dönem kadar kendini bilmeden uzaklaşılmamıştır… Müthiş bir çarpıklık… Bu çarpıklıkladır, soruları kendimize sormakta ve kendimizi çaresizleştirmekte mahir oluruz… Soruya cevap vereceğiz ama denklemi ters çevirince belki cevap verme gereği de kalmayacaktır…
Kendi ulusal birliğini sağlayamayanlar başka halkların ulusal birliğini sağlamaya çalışırsa başka halklarda senin ulusal birliğini sağlamaya çalışır… Yoksa herkes kendi ulusal birliğini yanlızca kendiyle sağlayamayacağı için, bu tuzak soru ve cevapları komünaliteyi yıkar…


Sonra hepimiz çaresizce ve yanlızlıkla kapitalizmin gediklerinde kaybolur gideriz…
Şimdi sorumuza gelir, tarihselliği de eklersek;
Konu toplumlar tarihi ve güncel biçimlenişleri olunca, Yahudi halk tarihi, konusu ’’ toplum-insan’’ olan herkesin en temel öğrenme gerçekliğidir… Her anlamda…


Bu Yahudi birliği, devlet çatısı altında kendi varlık ve bütünlüklerini oluşturmak için, önce onlarca ulus-devlet kurulumuna her boyutuyla hizmet etmediler mi? Kendi ulus-devletlerini oluşturmak için yüzyıllarca farklı ulus devletlerin oluşumlarında çalışmadılar mı? İlk yapılanmalar olan Hollanda-İngiltere’den şu ana kadar, hemen hemen tüm ulus-devlet yapılanmalarında çalıştıktan sonra israil’i kurup, neredeyse dünya ekonomisine, yani işleyişe hakim etmediler mi? Ettiler…


Bizim hakim ve egemen kavramlarıyla işimiz yok ama doğru yaratım ve güzel örmeyle, inşayla derdimiz var…
Yöntem amaç, amaç yöntem olmalıdır… Bugün yürüyüşümüzde kullandığımız yöntem, vardığımız amaçki yönetim olur… Biz tarihin kalbinde, ulusal birliğimizi yaratmak isterken, bunun yol ve yöntemini, oluştuktan sonrası için de yönetim ve savunmasını neyle-nasıl yaratacağız diye sormak gerekmez mi?
Uygulanan inkar gerçekliğinde biricik olmak, doğmatik olarak, varlık olmada ve sürdürmede biricik olmayı getirmez-gerektirmez… Tersine öncülük etmeyi gerektirir…


Bin yılları ortaklaştırdığımız ve her anlamda iç içe geçtiğimiz Türk kavim gerçekliğinin, ulusal birliği için tecrübe ve birikimini paylaşmak, sıradan Kürt siyasetçi ve entelektüelinin ahlaki ve politik görevi değil midir?
Onlarca farklı devlet çatısı altında yaşayan biz Kürtler, çatısı altında oldukları devletlerin yasal-anayasal gerçekliklerini kabul edip, hukuk-yargı normlarını insanlık adına yükseltmeye çalışırken, aynı sırada aidiyetleri olan Kürt Ulusal Birliği’ni de yaratmaya çalışmıyor muyuz?Peki bunu nasıl yaptığımızı, hangi tarihsel gerçeklikten beslenerek, hangi bilgi sistemine dayandığımızı, yürüyüşümüzü ve yolumuzu (tecrübe ve yetkinlik), insanlık için açığa çıkaracağı yararı anlatmazsak, paylaşmazsak, ortaklaşmazsak nasıl amaçlanan sonuca ulaşa biliriz?
Hadi bir mucize gerçekleştirdik, ki biz alışığız, ulaştık, orda tek başımıza nasıl duracağız? Ulaştığımız amacın, sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik ilişki ağını nasıl yaratacağız?


Biz mesellerle daha iyi anlıyoruz… Kürt ulusal birliğini kurduk diyelim, diğer halkların ulusal birliği olmadan, öyle Kaf dağının üstünde tek başına oturur gibi orda tek başımıza ne yapacağız? Komşularımız da yanımızda olmasın mı?
Çarpıcı bir soru daha, bizimle her anlamda ortaklaşan ve beraber yol yürüdüğümüz, bu kadar fedakar bir kısım Türk halk gerçekliği varken, tüm güç ve enerjimizi sadece, bizimle yürümekte sorunlu olan, anlamakta zorluk çeken ve dünyanın devletçi siyaseti ile her anlamda ilişkili ve bitişik olan, milliyetçi ve dar bir kesim Kürt gerçekliğine harcamak ne kadar sonuç alıcı?


Ayrıca ulusal birlik çalışmalarımızı yürütürken, ortak yaşam yürüttüğümüz diğer halk gerçekliklerinin milliyetçi duygu ve düşüncelerinin, merkezi olarak sürekli dürtülen bu ruh halinin, oluşturduğu endişe ve kaygılarının, doğru bir amaca akmasını sağlamak, ortak güveni yaratmak, hem onlar açısından, hem bizler açısından, hem de ilişkimiz açısından, daha anlamlı sonuçlar yaratmaz mı?
Beraber yaşadığımız farklı etni-sitelerin ulusal birliğini oluşturmalarına bilinç ve emek sağlamak, toplumsallığın doğal güdüsü olan milliyetçiliğin faşizme varan yanlış yükselişini, ulaşmak istedikleri sonuç olarak ortak bir amaç ve birliğe bütünlemek, insanlık adına daha anlamlı bir ruh ve daha sağlıklı bir bedene kavuşmaz mı?


Biz Kürtler, özellikle çok uzun süredir, Kürt ulusal birliğini oluşturma çabası veriyoruz… Muazzam bir tecrübeye ulaştık… Yetkinliğimizi paylaşırız… Paylaşım güncellenmeyi ve büyümeyi sağlar… Biz kardeşimize de, komşumuza da, tüm insanlığa da isteriz ve yaratılmış ‘’maddi ve manevi’’ kültürle, yeteriz… Sonuna kadar isteriz ve sınırsız da çalışırız… Bu konuda on binlerce yıllık yetkinliğimiz ve dayandığımız mirasımız var…


Mirasımızla beraber, tarihten kalan dersler de var… Bin yıllardır yaşanan Yahudi sorunu var, mesela…
Kazandığın, edinmiş olduğun, toplumsal maddi-manevi mirası ve an’daki gücü-enerjiyi, sadece kendi kabilene, kendi ulusuna, kendi aidiyetine değerlendirirsen, başından soykırımlar, pogromlar, sürgünler eksik olmuyormuş… Konumuz Yahudi tarihi de değildir ama tarih bu kavmin yaşadıklarıyla sabittir…
Bizler Kürt halkı ve siyaseti, bu hataya düşmemeliyiz… Kendimize istediğimizi, tüm halklara ve en çok da, her anlamda ortaklaştığımız, tek vücut olduğumuz Türk halkına istemeli ve çabacısı olmalıyız… Bin yıllık ortak kader ve yine ortak toplumsallıkta, bu ahlakı gerektirir… Yapmazsak, yapamazsak, tarih hesap sorar, değerler hesap sorar, kazanımlarımızı ve birikimimizi iktidar, süregelişine payanda yapar…


Öz’ü bilmek ve an’da canlı tutmak günceli bu bilinçle biçimlendirmek lazım…
Biz’e Türk dünyasının, çok soylu Türklerin bıraktığı mirasın, emeğin, değerin sonucunda, biz bu bilme ve anlamaya, bir bütün paradigmaya sahip olduk… Tüm onurlu Türk dünyasıyla beraber, özelikle hiçbir zaman unutulmayacak olan, Karadeniz’in asi ve asil çocuklarının anılarına bağlılığın gereği, sorumluluk alma ve ortaklaşma kaçınılmaz değil midir?
Ortak bir dünyanın ve insanlığın yaratıcısı olmakla beraber, Ulus devlet ve sınırlarıyla parça parça edilmiş tüm ulusların, ortak coğrafyada yaşadıkları halklarla ‘’demokratik ulus’’, aynı ırktan gelme ve farklı coğrafyalarda yaşayan kendi uluslarıyla da ‘’ulusal birlik’’ olma hakkı, özgürlük değerlerini savunmanın gereği, bizler için çalışmanın zeminidir…
Sırası önemli değil, Demokratik Ortadoğu Konfederal sistemiyle beraber, Demokratik Kafkasya, Demokratik Asya Konfederal sistemleri ve diğer coğrafyaların demokratik sistemlerini, yerel halklarının yaşam modelleriyle kuracağız…
Boynumuzun borcu Kürt ulusal birliğiyle beraber Arap ve diğer halkların da ve elbette senin de dediğin gibi Peker, en başta ve ivedilikle Türk birliğini, Türk Ulusal Birliğini de kuracağız…


Ettiğin yemin, söylediğin söz gereği, gerçekten var mısın? Biz varız ve yürüyoruz, başarırız başarmayız ama insan kalır, insan gideriz sonsuzda bizi bekleyen, kocaman ve onurlu insanlık ailesine…
Kürt dünyasında yaşananlar ve Türkiye’deki siyasal-toplumsal yönelimlere karşı, ufku daraltmaya gerek yoktur… Bizler tarihin en kapsamlı ve sistematik insanlık paradigmasına sahibiz… Elbette büyük kazanımlar büyük zorluklarladır ve elbette tarih hakikat yapıcılarıyla beraberdir…


Şimdi siz KDP, Ulusal Birliğe gelmeyip, Türkiye siyasal partileri ve hukuk işleyişi, HDP’yi mi kapatacaksınız… Bizler direnmeye ve yürümeye devam edeceğiz, karar sizindir ve sizinle çok oyalanmayacağız… Çünkü;
BİZ’ler Nuh’tan olanlar, Nuh’tan gelenleriz… Nu’yu (yeni) yaratanlar, Nu’yu örenleriz… Sesimiz Nuh’un sesi, hakikatin sesidir… Derdimiz kendimiz değil İnsan’lıktır, siz de dahil insanlığın kurtuluşudur… Tufan çok büyüktür ve zaman az, ama gemi de büyüktür, siz gelmeseniz de, insanlık kurtulacak, ekolojisiyle sürecektir… Biz inananlar, başaran ve kurtulanlar olacağız…
İnsanlık için çalışmak teori ve emeğini üretmek, seslenmek BİZ’im, ötesi karar, sizindir…

%d blogcu bunu beğendi: