Mahir Bekleviş Köşe yazısı

İçinden geçtiğimiz dönemde, insanın ve tekniğinin yarattığı Ekolojik sıkıntılar, halklar ve insanlar arası sorunsallıklar, cins eşitsizliğine ve yoğun kadın kırımına hiçbir çare bulamayan Devlet’linin siyam ikizleri iktidar ve muhalefet… Bu konularda bir bilgi ve çabaları var mı? Yoksa deyim yerindeyse mahşerin atlısına binip konforlu ve bol iktidarlı bir yaşam peşindeler mi?

Bu çerçeveden bakarsak, Türkiye de kördüğüm olmuş sorunlara hiçbir siyasi partinin çözüm bulamamasının, dönemsel dünya siyasetinin çıkmazıyla beraber, en temel gerçekliği ve sebebi, ‘’kutsala hizmet eden değil kutsanan devlet’’ yapısı ve tüm dinamikleri yöneten, paylaşmayan devlet gerçekliğidir…

Türkiye gibi politik yapılanmalar da, hüküm- etme iktidar olarak seçilen olmuyor… Devleti yöneten iktidar değil, iktidarı yöneten bir devlet gerçekliği, kurulumundan beri hep vardır… Hükümete ve muhalefete, hüküm eden hep devlet oluyor…

Mevcut seçimlerle gerçekleşen sıralama ve koltuk kapma, halkın yönetimini oluşturmaktan çok, devletin kimleri tercih edeceği ve kimi iktidar, kimi muhalif olarak konumlandıracağı, yani devletin kendi yönetimini seçmesi olarak yaşanıyor…

Devlet bahis olunca, şu açılım önemli…

Toplumsal zeminde devleti kuran ve devleti yöneten ilkeler-kurallar gerçekliği aynı sırada belli şahsiyetler de temsilini bulur… Bu şahıslar genel itibari ile ülkenin sermaye gücünün akışını yönlendiren, ülke güvenliğinin insan kaynakları ve teknik donanımına yön veren olarak, belli kişilerde somutlaşır…

Bu somutluğun aynı sırada dünya devlet sistemi içinde de bir konumlanışı ve bu sistematiğin daha büyük olmak kaydıyla, aynı düzenekleri Global olarak vardır… Kendini bir bütün bu düzeneklere kabul ettiren ve bu düzeneklerin sürdürülme garantisini verenler, genel itibari ile halka da çok inceltilmiş ve profesyonel algı yöntemleriyle kabul ettirilerek, iktidarlara gelirler… İktidarı sağlam tutmak ve toplumsal karşı çıkışları ve örgütlenmeyi boğmak için, yanına birde muhalefet oluşur…

Son süreçte, sistemin temel hegemonyası ABD gerçekliğinde de açığa çıktığı gibi, sorun Cumhuriyetçilerle-Demokratlar arasında yani iktidarla muhalefet arasında olmaktan çok devleti yöneten temel aklın kendisindedir… Bu akıl sürdürülememe çanları çalmakta, kendi içinde boğuşmakta ve toplumsal rıza zayıflamaktadır… Peker’le, ekonomik-sosyal-siyasal-anayasal durumla açığa çıkan, Türkiye için de aynı gerçekliktir…

Bu ‘’devletli aklı’’ biraz açarsak, aklın kendisi bir gelenektir, akış halindedir, tarihten gelir, içeriği de sert kural ve kaidelere bağlıdır, bu mana da sabittir ve donuktur, ulus-devlet siyasal ağıyla hayatın her alanın da örgütlüdür, her anlamda insanını yetiştirme düzenekleri vardır ve kendi insanını yaratır, insanında da temsil bulur… Bu noktada insanlar kul- fani ama gelenek yani bütünsel olarak bu akıl ölümsüz-tanrı olarak ifade edile bilinir…

Bu geniş çerçevede Türkiye’ye ve siyaset tartışmasına gelirsek…

Devlet bileşkeleri ‘’ana akılla’’ mevcut Türkiye devleti arasında çok ciddi sorunlar yaşanmaktadır… Türkiye devlet yapılanması içine girdiği her türlü değişim dönüşüme rağmen ne dünya devletlerini ve bileşkesini yani ana aklını, ne de kendinin ve halkının, asgari yaşam sürdürülebilirliğini sağlamakta zorlanmaktadır…

Kürt karşıtlığı veya siyasal olarak HDP karşıtlığı tamda bu alan da açığa çıkmaktadır…

HDP ülkede yaşanan tüm sorunların ana kaynağı olarak görünmekte ve servis edilmektedir… HDP’nin yapılandırmış olduğu temel siyasal form önermesiyle, yerel devlet ve ‘’ana akılın’’ tüm yönelimlerine rağmen, elinde toplumsal bir çözüm modeli bulunan ve sürekli bunu geliştiren tek organizasyondur…

Bu çözüm modeli insan, toplumlar ve Ekoloji için yaşam sürekliliği olduğu kadar, sermaye-devlet bileşkesi yani ana aklın sürdürülebilirliği açısından çok büyük bir handikapı oluşturmaktadır… Çünkü tüm temel sorunların zeminin de aslında geleneksel akan bu devlet ve sermaye aklı olduğunu ve asgari koşullarda frenlenmez, işleyişi olarak evrimini (revizyon) yaratmazsa, hiç kimsenin yaşam oluşturabileceği ve yaşayacağı bir gezegen kalmayacağını ifade edip, toplumsal politikasını ve örgütlülüğünü de yürütmektedir…

Ana akıl ve ülkemiz devleti için, ‘’HDP’nin Türkiye’lileşme’’ projesi aslında Kürtleri de içine alan ve işleyişine devam edecek bir yapılanma yaratma derdiydi… Bu mana da o dönem için açığa çıkan HDP performansı ile esasın da, Türkiye devleti ve işleyişinin çokta Türkiyeli olmadığı açığa çıkınca, devletli akıl tedirgin oldu ve süreç yaşadığımız, günde bilinen noktalara doğru geldi…

Burada devlet ve HDP-Kürt için temel sorun ‘’ne senle olur, ne sensiz olur’’ gibi bir tıkanmayla baş başa kalma halidir…

Son süreçler de tartışılan yeni çözüm süreci ve-veya barış süreçleri tamda bu tıkanmaya denk gelmektedir… Devlet idaresi hala ısrarla yürüdüğü iktidarla, çok bilinçli olarak bu tartışmaları sızdırmakta ve toplumsal bir nabız almaktadır… İktidarın Diyarbakır ziyareti de bu anlamda ele alınınca (Erzurum, Sivas kongrelerinden bugüne her sıkışma evresinde Türkiye iktidarlarının soluk alma merkezi Kürtlerdir) yeni çözüm modellerinin tartışıldığı ama daha bir sonuç oluşmadığı oldukça net görünmektedir…

Siyam ikizinin diğeri, iktidarın muhalefetine gelince, hala kendisini gerek yerel gerek dünya ölçüsün de, devlet aklına kabul ettirememekte ve bu mana da çaresizce savrulmaktadır… Toplumsal alanda iktidar olmaya çok yakın olmasına rağmen, toplumu tatmin edecek projeleri artık tüm toplum bile tartışırken, kendilerinin örgütlememesi, bir politikaya çevirip proje olarak sunmamasının temel nedeni, yerel devlet ve genel aklı olan bütünsel yapıya güven vermemesinden ve daha onay alamayışındandır… HDP çıkmazı yine bu noktada devreye girmektedir, muhalefeti kör düğüm eder… Kadın gelişimini, kadın örgütlenmesi ve dünya kadınlarıyla yaratılan zeminini daraltmak için, alan da değerlendirdiği muhalif kadın öncünün kafa karmaşası da, bu kördüğümde gizlidir…

Sorun veya çözüm, iktidarla muhalefet arasın da değil, sorun veya çözüm devletle Kürt arasındadır… Çelişki iktidar veya muhalefet alanın da değil, her ikisi de devletin emri altında çalışmak için sadece birbirlerini paralamaktadır… Çelişki Kürt ile devlet arasındadır…

Bu anlam da mevcut durumun dayattığı iki temel, ana formül açığa çıkar…

Birincisi; asgari olarak Kürde de nefes alabileceği alan yaratacak, Türkiye toplumsal ortaklaşmasıdır ki, Kürt buna ne kadar razı olur ve bu alanı bulunca ne kadar bu alanı kendine ait kılar (2015 örneği) kestirilememektedir…

İkincisi ise; mevcut işleyişle gidebileceği yere kadar gitme gayretidir ki, Kürtler izole edilmelerine, sürekli risk, baskı altında olmalarına ve zorlanmalarına rağmen gücünü koruyabilmektedir, bu noktada sorun hem devlet yapısının hem de diplomatik olarak tüm bağların çürüme, sürdürülememe emareleridir…

Son süreçte yaşanan, dünya gerçekliğine yön veren siyasal yapılanma yani devletli ‘’ana akıl’’, insanlığın hayal ve inanç yapısını istenilen oran da tahrip edip, dağıtıp, yaşamı yönetilmeye hazır hale getirmiştir… Tüm dünya insanlığı adeta hakikatin duygu düşüncesinden boşalmış, başı kesilmiş tavuk misali sağa sola savrulmakta ve bir kurtarıcı beklemeye hazır hale gelmiştir… Hesaplanamayan şey Kürt’te dile gelen Neolitik Devrim ve Eski Ahit’in deyimiyle cennet coğrafyasının (merkezi olarak Kürt coğrafyası) insan da ifade ve eyleme bürünen direnme gücüdür…

Bu anlamda da birbirimizi kandırmayalım, NATO toplantısından çıkan sonuç (ki esas konu ve sonuç zaten paylaşılmaz), Çin-Rusya arasında ki çelişki ve bu çelişkide ABD’nin alt etme kavgası değil, temel çelişki dünya iktidarı olan ABD ve muhalefetine soyunan Çin-Rusya arasında hiç değildir… Nitekim bir gün sonra Putin ve Biden oldukça samimi ve içten pozlar verdiler… Çelişki Türkiye gerçekliğin de olduğu gibi burada da aynı durumdadır ki, Türkiye ile ABD, NATO içinde bile baş başa gizli toplantı almaktadır…

Devlet’linin siyam ikizleri ‘’iktidar ve muhalefet’’ burada da öncülük ve sistemin yürütücüsü olma kapışmasındadır… Burada da çelişki devletli ana akılla, felsefik ve ideolojik olarak yükselen ve halklarla bütünleşen, hızla genişliğine ve derinliğine yayılan, Kürdün direnme ve yaratma gücü arasındadır…

Çelişki Türkiye merkezinde olduğu gibi dünyada da aynı durumdadır… İktidar-muhalefet burada da öncülük ve sistemin kaymağını yeme kapışmasındadır…

Yerel ve Global mevcut çelişkinin sonuçları ne olur sorusuna gelirsek?

Çelişki kutuplarının her ikisinin de yakın zaman da kazanma gücü çok görünmemektedir… Yönetme gücünü elinde bulunduran mevcut devletli akıl için, politikasın da ısrar, dünyayı içinden çıkılmaz bir sürece, taviz ise, Kürt bilim- felsefe ve örgütlenme ağını güçlendiren bir yapıya dönüşeceği için tıkanma daha sürecek gibi görünmektedir…

Bu tıkanmanın merkezi konumun da olan Türkiye siyasal gerçekliğinde ise sorun ve çözüm, seçim, ön seçim, kişilerin veya sistemlerin değişiminden çok, temel ikilem şu noktadadır…

Kurucu meclis modeli gibi bir potansiyel oluşup Türkiye’nin tamamının katılımı ile gerçekleşebilecek demokratik bir dönüşüm ve eşitlikli bir anayasa mı? Yoksa mevcut sorunlar yumağını daha da içinden çıkılmaz hale getirecek, toplum ve iktidar arasında ki kördüğümü çözülemeyecek ve her ikisini de çok tahrip edecek bir gerçekliğe doğru mu sürükleneceğidir…  

Her ikisinde de Kürtler temel kilit ve anahtar pozisyonundadır, mevcut bilme ve direniş güçleri, bu gücün akışı, tecrübe ve kültürleşmesi düşünülünce, oldukça sağlam ve pozisyonlarını korumakta kalacak gibidirler…

Siyam ikizlerine ‘’iktidar ve muhalefet’’ ne yapacak ne olacak diye bakıp moralden düşmeye gerek yoktur, an enseyi karartma anı değil, geleceği ‘’ahlaki ve politik’’ yaratma anıdır…