Peker şahsında ve karşı söylemlerle açığa çıkan sorunsallıklar dahil, özellikle dahil!
Tarihsel toplumsal tüm sorunların ana kaynağında, iki cins arasında ki temel eşitsizlik, kısa ve netçe, erkeğin kadın üzerinde ki sömürgeciliği yatar.

Sedat Peker’in dünyasını, kendi deyimiyle, istemezse bile 16 yaşından beri içinde olduğu ‘’toplumu’’ konuşacağız demiştik.


Devlet-siyaset-mafya üçgeni diye tabire kavuşturuyorlar.
İzlediğimiz üzere yaşamları gibi, bu da esası perdeleyen bir kavramsallaştırma, yalancı kurgusal bir üçgendir.
Bu durumu ve zihni zeminini tartışmaya çalışırsak;
Çok bilinen, “böl-parçala yönet”, siyasallıktan evvel ve esasen fikri bir durumdur. Bir yöntemdir. Bilme yöntemidir. Bu bilme yöntemi, temel bilimsel disiplin olmasını, aydınlanma çağı modern filozoflarına borçludur. Konu Ortadoğu ve kalbi olunca, batı bilmesinin, anlamı oluşturma kabiliyeti sınırlı ve kavramaya zarar verme potansiyeli yüksektir. Bu manada an’ın uygarlık bilmesini ters çevirir, tersinden gelirsek; Önce bölüp parçalananları bir tanıyalım, sonra ortak özelliklerini bulup, bütünleyelim.

E ne yapalım, onlara göre, kürdün kafası tersinden çalışıyor.
Siyaset denilen devlet yönetme becerisi ( toplumsal iş yapma kabiliyetinden bahsetmiyorum ) kavram ve anlayış olarak, atı terbiye etmekten gelir. Kelime kökü seyisle ortaktır. Bakmayın siz şimdi, süt dökmüş hayvancağızlara, bin yıllardır insanların zulmünden ne hale geldiler, doğadan özgür bir atı insan hizmetine alman, akıl almaz bir tecrübe, yetkinlik ve zaman ister. At-hayvan ehlileşti mi, bu kabiliyet boşa durmaz, yaratılmıştır, artık sürer, sırada önce kadın ve ardından toplum gelir.


Mafya yeni bir kavramdır. 20. yüzyıl türetmesidir, İtalyanca’da yasa dışı örgüt anlamındadır, diğer dillere de yayılır, yasa içiliği ve yasa dışılığı belirleyen, devlet aygıtına kimin sahip olduğu oldu mu, devlet yönetimi ile mafya arasında çok ince bir çizgi yürür. Kazanırsan, devlete hakim olursun, yüce haşmetli, kaybedersen yasa dışıyla başlayan binlerce çürük kavramsal lakap…


Devlet, tüm kaynaklar ortaklaştıktan sonra, ortaya çıkan rafine sonuç olarak, güçlü ve kurnaz adamların bir araya geldiği, toplumun kamusal yarar, iç ve dış güvenlik ihtiyacını düzenleme iddiasıyla, toplumsal rızayı sağladığı, bir kesimin, dar bir toplumun, tüm toplumu yönetmesidir. Tabi ki bu yönetme zahmetine mukabil, tüm toplumun ortak değerlerini, üretimlerini, kendi tekellerine alıp, keyfi oranında sahiplenmesi de gerçekleşir. İlk kurulduğu günden şu ana kadar, devlet, toplum içinde bir üst organizasyon, toplum üstün de, toplumun emeğiyle (her mana da ) geçinen daha dar bir guruptur…


Kısa tanımlamadan sonra, bütünlersek her üç kavram ve eylemselliği, her üç fenomen ve üçgenleri de, cins olarak, bir erkek icadı olarak tarih sahnesine çıkmış ve hala erkek eliyle yürütülmektedir. Tarihsel olarak, doğa ve toplumsallıktan bir sapma hali olarak ilk kurumsallaşmasını, Sümer Devletinde almış, ardından oluşan tüm çeşitlenmesi ve farklı biçimleriyle günümüze devir ede ede, büyüye büyüye, yine erkek eliyle getirilmiştir.
Devleti kuran, yürüten, güçlü ve kurnaz adamlar, mafyayı kuran, yürüten, güçlü ve kurnaz adamlar, siyaseti yürüten güçlü ve kurnaz adamlar… Biri daha zeki, biri daha güçlü, biri daha hitabetli, fark etmez, ortak özellikleri insan cinsi olarak erkek olmaları ve toplum üzerinde, bırakılmış mirasla, yetkinlikleri ve uzmanlıklarıyla, hakimiyet oluşturabilecek kapasiteyi yaratmalarıdır.

Bir erkek bileşimi olmalarıyla beraber, temel yönelimleri, kadın ve kadın=toplum etrafında ki yaşam düşmanlıklarıdır. Doğal toplum -sosyal,siyasal,ekonomik- kırıma uğratılıp, kadında doğallaşan yönetim potansiyeli çalınmıştır. Günümüzde de sürmektedir, şeytanlaştırmaktan başlayıp, sonra da sözde koruyoruz diye, en mahremine kadar, savunma ve/veya kavga sebebi yapmaya utanmazlar. Günde izleniliyor.


Sinir bozucu da olsa kızmak yok, çirkin biçimlenmiş ve iliklerine kadar hepimize yedirilmiş güncel erkek kimliği budur işte. Elbette ki tarih diyalektiksel işler, bunlara karşı onurlu ve anlam üreten, mücadele yürüten erkekler çoktur ama onların da yaşam ve çözüm yöntemleri hiçbir zaman, bu sözde üçlü mekanizma olmamıştır. Tevessül bile etmemişlerdir.
Güçlü ve kurnaz adam komiteleri, sürekli kendilerine, kendilerinden menkul yeni yeni kavramlar takarlar. Zihni bulandırıp, meşruiyetlerini sağlama zemini yaratmaya çalışırlar. Zamanla, özellikle bu günlere gelirken, iletişim ve bilgi çağının sonucu olarak dünya küçülünce, bu ortak özellikleriyle, yani erkek olmaları, toplum kırımı ve kadından çalınanlarla güç olmaları, kadın=toplum düşmanı olmaları…
Bu ortak özellikleri tekillik kazanır ve tekel oluşturur.


Peker videoları ve karşıt açıklamalarla girdiğimiz sarmalda, hak, adalet, hesap sorma, hukuk, yargı, güçler ayrılığı ve birçok tartışma yansıtılmaktadır. Dikkat edilmesi gerekilen ise, bunlar da aynı adamların sözde çözüm cümleleri olmaktan ileriye bir mantık olmamakla beraber, eylemsel olarak da açığa hiçbir çözüm çıkarmamaktadır. Sayısız örnek sıralanabilir ama gerek yoktur. Ülkemiz tarihinin en yakın olanı, Susurluk’ta da bu konuların hepsi tartışılmış, sözde uygulanmış ve bugüne gelinmiştir.
Aynı yolu yürümek, aynı kapıya götürür. Varılacak kapı erkek egemenliğidir. Farklı hakikatli bir bilinçle bakıp, bu bilincin çözümlerini istemezler.


Çünkü bu adamlar birbirini ve kendilerini, ortak mekanizmaları, sözde, devleti savunmak-kazanmak mantığına gizleyip, korumak zorundadırlar ki, egemenlikleri sürsün.
Sorunun özü günlerdir konuşalanlar da değil, daha farklı bir yerde ve çok daha ciddidir.
Tekilliğini oluşturduğumuz bileşkenin, tekel olarak, ortak amaç ve hedeflerini anlamak ve bu gerçeklikle pozisyon almak çok önemlidir.
Güncel videolar ve yarattığı gündemle açığa çıkan sorunsallıkta, mücadele kendi aralarında değil, kendi aralarında ki rekabet ve çekişme, mücadele, bu büyük ve tarihsel tekelle, toplum-toplumsallık arasında yaşanmaktadır.


Adamlar tekelinin, toplumu, doğallığını yani tüm işleyişini, ölçülerini, varlık koşullarını ve içinde yaşadığı çevreyi talan etmesini tespit etmek, çok önemlidir. Temel saldırı toplumun duygu, düşünce, ruhuna, en çokta inancınadır. Toplum ve insanı her anlamda umudunu kaybetme, inancını sorgulama ve inandıklarından-ruhundan olma noktasına getirilmekte olduğunun farkında olmak gerekir.


Bir anlık bırakalım kazandıkları üzerindeki tepinmelerini, an’a ve gündemlerine boğulmayalım. Kavga ne içindir? Daha çok kazanmak, yer tutmak, en erk sahibi ve en konforlu olmak için değil mi? O halde soru şu; daha çok kazanmalarının ve daha çok erk sahibi olmalarının önünde ki en büyük engel nedir?
Toplum itiraz ediyor, toplum kabul etmiyor, toplum isyan ediyor, toplum müsaade etmiyor, toplum eylem yapıyor, toplum, toplum, toplumdur…


Onlar açısından basittir teorisi, bulmuşlar ağababaları ve bizde alışığızdır.
‘’Balığı yakalamak için gölü kurut.’’Daha çok kârı, çıkarı, talanı yakalamak için, toplumun ruhunu özünü içeriğini boğ, kurut.
Oyun oldukça büyük, zeka oldukça sinsidir. Adamlar tekelinde ve dolaylı-dolaysız yürüttükleri siyasette, açığa çıkan bir diğer gerçek de, bu sadece ülkemizle alakalı değil, uluslar üstü ve mevcut dünya sisteminin merkezi bir saldırısıdır.
Bin yılların cennet coğrafyası ve bu cennette yaşayıp, bu cennete sahiplik eden, toplumsallığı yaratıp, toplumsallığın tüm değerlerini dünya insanlığına sunan Mezopotamya ve kadim Anadolu coğrafyası, varlığının esasını kaybetmeyle karşı karşıyadır. Dünya insanlığının ve toplumsallığının tüm değerleri, bizim coğrafyamız ve şahsımız da kurutulmaya çalışılmaktadır. Hem de düşünülmesi bile zor, en çirkin yöntemler denenmektedir.


Şeytanın İslam teolojisinde ve Kur’an-ı Kerim’de, en kutsal ve güçlü melekken, belki de bir saniye inancını sorgulaması, bir an inandıklarından ve inancın yoğunlaşması olan ilahtan şüpheye düşmesi, sonsuz, zaman-sız bir lanetlenmeyle karşılaşır. O an, bugün ve sonrasında, lanetli bir yaşama mahkum olmuştur, öyle geçer kutsal kitabamızda.
Toplum olmanın yaratıcı coğrafyasının, insanlığa, insanlık değerlerine çok güçlü inanan, tüm Türkiye’nin, ülkemizin, bütün inancının, moral değerlerinin, gelecek umutlarının, toplumsal gerçekliğinin, günlerdir parça parça, dirhem dirhem koparılması hiç de rastlantısal bir durum olarak görünmemektedir.
Haksızlığa susan şeytandır demedi mi son peygamber? Peki gündem aktörlerinden, gerçek bir sorunu ve çözümü, konuşan var mı?


Günlerce televizyonda, bilgisayarda, telefonda, bu koca adamlar ne diyecek, kim kimden yana tavır alacak, kim hakkı hakikati ifade edecek, kim öyle olacak, kim böyle olacak diye bekliyoruz. Sonuç, beklemek yozlaştırıyor, izlemek insanlık esasından düşürüyor, hepimizin olan sorunu erkek tekeline havale ediyor ve medet umduruyor.
Tersinden ve çarpıcı bir kölelik inşa ediliyor.
Hepimizi bir bütün inandığımız değerlerle sorgulatıyor ve hepimizi lanetli bir yaşama mahkum kılıyor. Toplumu, insan kitleselliği haline dönüştürüyor, içini boşaltıyor, özünden uzaklaştırıyor, işlemez hale getiriyor ve muhtaç bırakıyor, tekelin amaçlarına hizmet eder noktada tutuyor. Işte bu siyaseti, çok ciddi bir zeka ve güçle yürütüyorlar…
Güçlü ve kunaz adamların, organizasyonları olarak tekellerinin, sıkışmışlığı, sürdürülemezliği, en çok da bu can hiraş saldırılarından açığa çıkıyor.


Bu süreçte elbette anlayan ve inanana, doğru yolu yürümenin umudu da her zamankinden çok daha güçlüdür, bu dehşete varan ruhsal, psikolojik ve çok boyutlu saldırılar, aynı sırada, sistemlerin de sonuna gelindiğinin de göstergesidir, sinmeye bir o kadar da moralsizliğe gerek yoktur.
Morali yaratmakta, mizahı güçlü tutmakta önemlidir.
Biz de bir yoklama yapalım sonra esası söyleyelim.
Güçlü ve kurnaz adamlar, orada mısınız? Tamam.
Sizi görüyoruz, bizim (toplumun) ahlakımızı ve politikamızı, iyi niyetlerimizi, doğrularımızı, hayallerimizi, anlatıp-anlatıp, kendi konforunuzu -iktadarınızı- yürütmenin kavgalarını veriyorsunuz.
Bu kadar tahribata rağmen, söz de muhalifleriniz de köşe de beklemekte, en az sizin kadar bu ülke de çıkar hesabında, kim kimi düşürür de biz yerine geçeriz diye avuçlarını ovalıyor. Yani güçlü ve kurnaz adamların diğer yarısı, siz de orda mısınız? Tamam. Sizi de görüyoruz.
Bu adamların tekelinin uyanıkları, siz perdenin arkasından bu oyunları kuran ve izleyenler, siz de orada mısınız? Tamam. Sizi de görüyoruz.


Şimdi anlatabiliriz.
Kişinin sonu gelirken, en zor anında açığa çıkarmış esas karekteri, hepiniz açığa çıkıyorsunuz. Bu düzenin her anlamda sonunun geldiği, artık mevcut yaşam bilgisi ve siyasal-sosyal biçimlerinin insanlığa yetmediği ve yürütmediğini, maskelerin düştüğünü, adamların ve adam tekellerinin, an be an sonunun geldiğini biliyorsunuz değil mi? Biliyorsunuz.
Size paniklediğiniz, çok korktuğunuz gerçekliği söyleyeyim mi?
Adamın biri mezar-mezar dolaştı dolaşıyor, yok saydığınız, sömürdüğünüz, varlığının her zerresini çıkar amacına getirdiğiniz ve zihnini bin yılların mezarlığına gömdüğünüz, ilk şeytanlaştırdığınız kadınları uyandırdı ve ayağa kaldırdı.
Güçlü ve kurnaz adamlar! Kadınlar ve toplumsallıkları da sizi görüyor.


Bu kadar gürültü çıkarmakta, paniklemekte haklısınız. Çünkü; çok endişelenin, sadece görmüyorlar, her alanda kendilerinden çalınan yaşamı geri almaya ve yaşamı kendileri gibi örmeye geliyorlar.
Prometeus’u bedeninden doğuran ve göğsünden besleyenler, kendilerinden çalınmış olan ateşi almaya ve topluma katmaya geliyorlar. Bin yılların tarihini yeniden ve hakikatiyle yazmaya geliyorlar.
Güçlü ve kurnaz adamlar! Güneşin kadınları, geliyorlar!